İktidar holdinglere her türlü imkanı sağlarken esnafı borçlandırıyor

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Ticaret Bakanlığı 2021 Yılı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuştu. Kenanoğlu, konuşmasında esnafların pandemi sürecinde yaşadığı mağduriyete dikkat çekerken beyin göçü sorununa ve basında yaşanan tekelleşmeye de vurgu yaptı.


23.11.2020 tarihli PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben de size ve ailenize başsağlığı diliyorum.

Şimdi, esnafın durumuyla ilgili birkaç bir şey söylemek isterim. İyi zamanlarda, normal zamanlarda esnaflar devleti besliyorlar ödedikleri vergileriyle ve istihdam olanakları yaratmalarıyla; zor zamanlarda ise devletin imkânlarıyla esnafın yanında olması gerekiyor, beklenen durum budur. Oysa iktidar holdinglere her türlü imkânı -buna borç silme dâhil olmak üzere- sunarken esnafı sadece borçlandırıyor, en iyi ihtimalle de borçlarını ötelendiriyor.

Şimdi, bugün, yine bu akşam, vekili olduğum ilde, İstanbul’da Kadıköy’de esnaflar akşam bir basın açıklaması için bir araya gelecekler. Sorunları var, sıkıntıları var ve söyledikleri şu: “Ölmek de batmak da istemiyoruz, yaşamı değil salgını durduralım.” sloganıyla bu akşam bir araya geliyorlar ve talepleri var, tabii ki sorunları var, onları dile getiriyorlar.

Kira ödemelerinin ertelenmesini istiyorlar çünkü şu anda kapalı, yasaklar geldi ve hiçbir şekilde gelir imkânları yok ama kiralar bir taraftan çalışıyor. Özellikle kamu binalarında kiracı olanlar var, böyle de bir durum var. Bunlarda doğrudan bir erteleme söz konusu olabilir, diğerlerine de çözüm üretilebilir.

Stopaj vergileriyle ilgili, pandemi süreci içerisinde -artık bu bir ay mı, iki ay mı, üç ay mı ne kadar sürecekse- bununla ilgili destek -yani iptaller de gelebilir- yapılabilir. Pandemi sürecinde oluşan her türlü vergiler silinebilir, devletin bu konuda gücü vardır, imkânı vardır, bunları yerine getirebilir.

Elektrik, su, doğal gaz faturaları vergiden muaf tutulabilir. Bir taraftan vatandaş için de aynı şeyi söylüyoruz biz; belli bir miktarda elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaçlar faturadan muaf tutulabilir.

Diğer taraftan, esnafa sıfır faizli, bir yıl sonra ödemeli kredi verilsin talepleri var, bunu talep ediyorlar; tabii ki sicil affının çıkarılması bu kredi meselesinde önemli. Ve pandemi sürecinde kapalı olan iş yerlerinin SGK primlerine yönelik de bir çözüm talepleri var.

Şimdi diğer taraftan okullar kapalı ve servisler, servis şoförleri, servis sahipleri ciddi anlamda sıkıntı yaşıyorlar. Okulların kapanmasından kaynaklı olarak kırtasiyeciler gibi esnaflar çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Ayrıyeten, -yine burada bahsedildi- zincir marketlerin bırakın mahalleleri her sokakta dükkan açması ve buralarda kırtasiye malzemeleri satmaya başlaması da esnafın, sadece kırtasiye esnafının değil diğer bütün esnafların da dükkanlarını kapatmalarına yol açıyor. Kahvehaneler de aynı durumda ki biz siyasetçilere en çok kapısını açan yerler. Bunlar da bu süreç içerisinde en çok mağdur olan kesimler, mutlaka bunlara yönelik çözümler üretilmesi gerekiyor.

Şimdi, bir de bu “beyin göçü” meselesi var; bunu da konuştuk, konuşuldu burada. Yapılan istatistik çalışmaları, yapılan anket çalışmaları yani beyin göçünü yapan gençlere ilişkin yapılan çalışmalarda bu beyin göçü çok net bir şekilde 4 ana sebebe bağlınmış durumda. Birincisi, ekonomik sebepler. İkincisi, siyasi sebepler. Üçüncüsü, eğitim sisteminden kaynaklı sebepler. Dördüncüsü de, dil eğitim talebiyle yapılan beyin göçleri. Aslında bütün bu dördünün tamamına baktığınız zaman bunların hepsinin iktidarın yönetmesiyle ya da yönetememesiyle alakalı sebepler olduğunu görebiliriz. Bütün bu beyin göçü, gençlerin ülke dışına çıkmak zorunda kalmaları Türkiye’deki siyasi ortamla ve iktidarın bizzat yönetim anlayışıyla da doğrudan alakalıdır. Demokratik olmayan ülkelerde, demokrasiyle yönetilmeyen ülkelerde gençler geleceğini bulamayacaklarını biliyorlar ve bu konuyla ilgili olarak, yetişmiş yani zeki ve eğitimli gençlerimiz özellikle belli bir eğitim sürecini tamamladıktan sonra kapağı yurt dışına atmanın koşullarını arıyorlar ve maalesef şu an ki yaşanan durum da bu.

Diğer taraftan, şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: Rekabet Kurumu özellikle basındaki tekelleşmeyi görmüyor mu? Birbiriyle ilişkili olan, aynı havuzdan beslenen iki üç holdingin çıkardığı gazeteler ve televizyonlar Türkiye’deki en büyük tekelleşmeyi oluşturmuş durumda. Rekabet Kurumumuz bu tekelleşme konusunda herhangi bir şey söylemediği gibi bunu tekelleşme olarak da kabul etmiyor ancak bütün veriler bunun bir tekelleşme olduğunu gösteriyor.

Teşekkür ederim.