Kenanoğlu’ndan Ankara Gar Katliamı’yla ilgili araştırma önergesi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısı olarak kayıtlara geçen 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’na ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi. Kenanoğlu, aradan geçen 5 yıla rağmen olayların aydınlatılmadığını belirterek en alt düzeyden en üst düzeye kadar gerçek sorumluların yargı önüne çıkarılması için Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğü ’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca HDP Meclis Grubu adına araştırma önergesini gerekçesiyle beraber TBMM’ye sundu.

Araştırma önergesi metni aşağıda yer almaktadır.


 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

 

Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısı olarak kayıtlara geçen 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamının üzerinden beş yıldan fazla süre geçmesine rağmen ülke tarihinin bu karanlık noktası halen aydınlatılmayı beklemektedir. Saldırıda yakınlarını kaybedenler “ne acılar hafifledi ne de adalet sağlandı” demektedir. 103 kişinin yaşamını yitirdiği, resmi kaynaklara göre 391 kişinin de yaralandığı Ankara Gar katliamında ihmali ve sorumluluğu bulunan en alt düzeyden en üst yetkililere kadar bütün kamu görevlileri ile birlikte bu eylemi planlayan ve yardım edenlerin yargı önüne çıkartılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırma sürecinin başlatılması gereğini arz ve teklif ederim.

 

 

 

 

 

 

 

GEREKÇE

7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından koalisyon kurulamayınca erken seçim kararı alındığı, çözüm sürecinin fiili olarak rafa kalkmasıyla çatışmaların başladığı ve 33 kişinin hayatını kaybettiği Suruç Katliamının yaşandığı bir ortamda, Ankara’da Emek, Demokrasi ve Barış mitingi için çağrı yapılmıştı.

Aralarında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) de bulunduğu çeşitli meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bu çağrıya, farklı siyasi parti ve hareketler ile sanatçılardan da destek gelmişti. Miting için yapılan çağrılarda “savaş politikalarına karşı barışta ısrarcı olmak” vurgusu yapılmaktaydı.

Ankara Valiliği tarafından da izin verilen mitingin programı uyarınca, katılımcılar 10:00’da Ankara Tren Garı önünde buluşacak, buradan Sıhhiye Meydanı’na yürüyecek ve 12:00’de bu meydanda mitingi gerçekleştireceklerdi. Ancak kalabalığın yeni toplanmaya başladığı 10:04’te üç saniye arayla iki patlama meydana geldi.

Daha sonradan IŞİD bağlantılı iki kişi tarafından eş zamanlı düzenlendiği anlaşılacak bu iki intihar saldırısı sonucunda 103 kişi yaşamını yitirmiş, resmi kaynaklara göre 391 kişi de yaralanmıştı.

Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısı olarak kayıtlara geçen bu bilançonun ardından, üç günlük ulusal yas ilan edilmiş, ayrıca siyasi partiler de seçim kampanyalarına ara vermişti.

Saldırıdan yaklaşık sekiz ay sonra, Haziran 2016’da iddianame hazırlanmıştır. İddianamede, canlı bombaların birinin 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz olduğu, diğerinin ise kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu bir kişi olduğu belirtilmiştir. Bu kişinin kimliği hâlâ açıklığa kavuşmamıştır.

Yargılama sürecinde mağdur avukatları, özelikle İçişleri Bakanlığı’nın mülkiye müfettişlerinin hazırladığı rapora dayanarak saldırıda kamu görevlilerinin ihmali olduğunu savunmuştur. Söz konusu rapor ve basına daha önce yansıyan bilgilere göre; IŞİD’e bağlı bir grubun Ankara dahil bazı illerde HDP’ye yönelik saldırı düzenleyebileceği istihbaratının, saldırıdan önce emniyet birimlerine verildiğine ve kalabalık yerler ile mitinglerin özel olarak hedef olabileceği uyarısının yapıldığına işaret edilmektedir.

Aynı zamanda, canlı bomba Alagöz’ün isminin de istihbarat raporlarında sık sık geçtiği ortaya koyulmaktadır. Gelen istihbaratları değerlendirmemesi sebebiyle emniyet yetkilileri için soruşturma talep edilse de bu talebe Ankara Valiliği’nce izin verilmemiştir.

Elliden fazla duruşmanın yapıldığı, yaklaşık iki yıl süren davanın yargılama süreci, Ağustos 2018’de sonuçlanmış, Ankara Sincan Cezaevi’nde üç gün süren karar duruşmalarında mağdur avukatları, davanın kamu görevlilerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini ve saldırının bir ‘insanlık suçu’ olarak değerlendirilmesini istemiştir. Ayrıca, sanıkların tümünün örgüt bağlantılarının açıkça ortaya konulmasını talep edilmiş, ancak heyet, bu istekleri yerinde görmemiştir.

Hiçbir kamu görevlisinin yargılanmadığı davanın karar duruşmasında heyet, dokuz sanık için ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan birer kez, ‘kasten öldürme suçundan’ da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet cezası vermiş, diğer sanıklar içinse 7 ile 12 yıl arasında değişen cezalar verilmiş ve karara avukatlar itiraz etmiştir.

Buna rağmen, IŞİD saldırısında hayatını kaybedenlerin aileleri, bu saldırının yaşanmasında idarenin hizmet kusuru olduğu, maddi ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek davalar açmaya başlamış ve Ankara 17. İdare Mahkemesi, “Saldırıyı önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen” İçişleri Bakanlığı’nı 350 bin TL maddi-manevi tazminata mahkûm etmiş, yine aynı gerekçe ile Ankara 12. İdare Mahkemesinde açılan başka bir davada 2018 yılında karara bağlamış ve İçişleri Bakanlığı ile Ankara Valiliğinin 400 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir.

Mevcut delillerin, kamu görevlilerinin ihmaline işaret ettiğini savunan dava avukatları “Biz bu aradan geçen zamanda IŞİD’in Türkiye’de ne kadar kolay örgütlendiğini, nasıl da bu katliamları kolay gerçekleştirebildiğini öğrendik. Her şeyden önce, bu katliamların önlenebilir olduğunu öğrendik. Tüm adli makamların, yargı makamlarının, valiliğin, emniyetin ve istihbaratın,10 Ekim Ankara Katliamı konusunda, hiçbir aşamada bilgi paylaşmadığını, hatta bilgiyi kararttığını gördük. Gelinen aşamada bazı bilgilerin hem emniyet hem yargı makamları hem de savcılık tarafından ortaklaşa saklandığını, dolayısıyla delillerin karartıldığını görebiliyoruz” ifadelerini kullanmıştır.

Öte yandan, Kasım 2018’de firari sanıklarla ilgili açılan 10 Ekim Ankara Katliamına ilişkin ikinci bir dava da halen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.

Halkların Demokrasi Partisi Grubu olarak yukarıda açıkladığımız üzere, Türkiye tarihinin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçen 10 Ekim Ankara Gar Katliamının yaşanmasında sorumluluğu olan devlet görevlileri ile örgüt mensuplarının açığa çıkarılması, vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyiz.