KonuşmalarTBMM Faaliyetleri

Kenanoğlu’ndan iktidara: Kötü ekonominin sebebi stokçular değil sizin politikalarınız!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, limanların işletme sürelerinin ihalesiz 49 yıllığına uzatılmasını içeren kanun teklifi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda konuştu. Kamuoyuna kanun teklifinin “stokçulara para cezasını artıran teklif” şeklinde sunulduğunu belirten Kenanoğlu, söz konusu kanun teklifiyle limanlar dışında ETİBANK, TEK ve TEÜİAŞ adına kayıtlı tesislerin de TEİAŞ ve TEDAŞ’a devrinin sağlanacağını ifade etti. Ülkedeki kötü ekonomik koşulların sebebinin stokçuluk olmadığını söyleyen Kenanoğlu, iktidara seslenerek ‘yeni yıldaki zamları stokçular yapmadı’ dedi.

Konuşma tutanak metni ve videosu aşağıda yer almaktadır.


Dönem: 27 Yasama Yılı: 5 Tarih: 4.01.2022 Birleşim: 42 Ham Tutanak Sayfası: 256

Konuşmacı: ALİ KENANOĞLU Seçim Çevresi: İSTANBUL

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu yasanın, esasında, özünü oluşturan, limanların ihalesiz kiraya verilmesi maddesi, bundan önce, aralık ayında görüşmüş olduğumuz “elektrik faturalarından TRT payının çıkarılması” adıyla adlandırılan -esasında bir ismi yoktu yasanın ama bu isimle adlandırılan- yasanın 16’ncı maddesindeydi. Tabii, o, çekildi o zaman. Yani kanunu geçiremeyeceklerini, bir bütün olarak kanunu geçiremeyeceklerini anladı iktidar burada ve maddeyi çekerek tekrardan, daha kanunun tümü bitmeden, komisyona geri getirdi.

Şimdi, bununla birlikte, o zaman, bunu “elektrikteki TRT payının kaldırılması” şeklinde bir güzellemeyle sunmuştu; şimdiyse “stokçuları cezalandırma” güzellemesiyle, süslemesiyle bu kanunu önümüze getiriyor.

Şimdi, bu kanunun esasında 2 tane önemli maddesi var: Birisi, limanlar meselesi; diğeri de bu TEİAŞ’a devredilecek araziler meselesi. Bu konularda görüşlerimizi aktaracağız.

Şimdi, bir defa, yasanın Anayasa’ya aykırılık yönü burada da tartışıldı, konuşuldu, Komisyonda da görüşüldü fakat hani, burada da ifade edildi, sayısal çoğunluğu demokrasinin gereği olarak ifade ediyor bazen arkadaşlar, hatipler böyle de dile getirdiler; sayısal çoğunluk olmak yani belirli bir sayı üstünlüğüne sahip olmak demokrasinin gereği filan değildir, demokrasi bu da değildir zaten. Demokrasiyi sadece sandık, demokrasiyi sadece oy, demokrasiyi sadece el kaldırmak üzerine kurulu bir şey olarak düşünüyorsanız vay hâlinize! Yani sizin demokrasi anlayışınız da demokratlığınız da zaten oradan belli oluyor yani ölçütünüz belli oluyor. Demokrasinin ve demokrat olmanın çok daha farklı kuralları vardır ve bunların içerisinde birincisi de yani bunların içerisinde önemli olanlardan bir tanesi de yaptığınız işin kendi Anayasa’nıza uygun olup olmaması meselesidir yani “Sayısal çoğunluğum var; Anayasa’ya uyar, uymaz…” meselesiyle siz bunu açıklayamazsınız. Şimdi, önce, yaptığınız Anayasa’ya uymuyorsanız “Çoğunluğum var.” ve burada da “Demokrasi var.” diyemezsiniz, daha birinci kuralını ihlal etmiş oluyorsunuz siz.

Bir taraftan sadece Anayasa’ya aykırılık meselesi değil, diğer taraftan da kapitalizmin kendi kurallarına bile aykırılık var bu kanunun kendisinde. Yani limanların ihalesini çıkarıyorsunuz yirmi beş yıllığına, o dönemde insanlar, firmalar, şirketler o sözleşme şartları gereğince ihaleye girip girmemeye karar veriyorlar, teklif verip vermemeye karar veriyorlar. Belki siz “kırk dokuz yıllığına” deseydiniz şirketler ona göre değerlendirme yapacaklardı, ona göre fiyat vereceklerdi ya da ihaleye girip girmeme kararı vereceklerdi. Kapitalizmin en basit kurallarını bile yok sayan bir tutum sergiliyorsunuz. Yani bu anlamıyla siz bu limanları yirmi beş yıllığına o günün şartlarında ihaleye çıkarıyorsunuz, firmalar alıyor, arkasından diyorsunuz ki: “Ben bunu kırk dokuz yıla çıkaracağım.” Şimdi, bu nereden icap etti ve nasıl böyle bir sonuca gelindi? Esas mesele bu zaten, hani bu limanlar meselesi. Bu kanunun tamamının gerekçesi de bu zaten, bu kanunun gelişinin nedeni de bu zaten, başka bir şey değil, diğer maddeler değil yani.

Şimdi, burada Kanadalı firma, 2021’in başında burayı işleten firmadan devralıyor, yani hisselerini devralıyor ve 140 milyon dolar veriyor. Süresinin dolmasına da altı, yedi yıl kalmış. Şimdi, altı yedi yıl kalan bir işe 140 milyon doları niye ödüyor Kanadalı firma? Demek ki siz ona o zaman o sözü vermişsiniz: “Sen hele bir al biz bunu kırk dokuz yıla çıkarırız.” demişsiniz. Şimdi de anladınız ki; “Ya olur olmaz, bizim küçük ortak yine çıkar ‘Yarın seçim var.’ der -hani çok güvenemiyorsunuz çünkü daha önce çok demiş bunu- aman ha ne olur ne olmaz bir seçim meçim olur da bizim verdiğimiz sözleri başımıza çorap örer, dolayısıyla bu sözün gereğini yerine getirelim ve bu kanunu bir an önce çıkaralım.” derdi içerisindesiniz. Dolayısıyla şimdi, bu kanunu getirerek limanları kırk dokuz yıla kadar uzatıyorsunuz, bunu uzatırken de herhangi bir ihale yapmadan sadece kiralama yöntemiyle, süre uzatımıyla yapıyorsunuz. Tabii, diğer kanunlarda olduğu gibi bu kanunda da 9 tane madde var, kanunda 7 tane değişiklik öngörüyor, işin bir de bu tarafı var. Torba kanun mantığının şeyi de bu; zaten 2 tanesi yürürlük maddesi, neredeyse her madde farklı bir kanunu ilgilendiriyor; ne Anayasa’ya uygunluk açısından inceleniyor ne de diğer komisyonlarla, ihtisas komisyonlarıyla ilgisi var mı, yok mu buna da bakılmıyor.

Şimdi, bu durum içerisinde bu limanlar meselesi son derece önemli. Mersin Limanı’yla ilgili ortaya atılan iddiaları biliyorsunuz. Bu iddialarda, tümüyle bu limanların uyuşturucu trafiği içerisinde uluslararası anlamda da kullanıldığına yönelik ciddi iddialar da var. Şimdi, bu iddialar araştırılabiliyor mu? Bunlar da araştırılamıyor. Niye araştırılamıyor? En başta, buraları işleten firmalar yerli firmalar değil, yabancı firmalar. Biz o yüzden diyoruz ki: Bütün limanlar kamu eliyle işletilmeli, kamu tarafından işletilmeli. Siz bunları böyle yabancı şirketlere, yabancı firmalara verirseniz, sonucunun nelere yol açacağını da hesap edemezsiniz ve bir bakmışsınız ki sizin ülkeniz kara para trafiğinin, uyuşturucu trafiğinin ana merkez noktası hâline gelmiş olur ve ondan sonra da böyle gri listelere alınırsınız.

Burada, tabii, dört ay içerisinde başvurursa eğer firmalar yani bu kanun çıktıktan sonra dört ay içerisinde başvurursa 2067’ye kadar kullanma hakkını elde edecekler yani kırk dokuz yılına uzattıkları zaman. Şimdi, 2067 -hani herkese Allah uzun ömür versin de- hani birçoğumuzun belki de göremeyeceği bir tarih; çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini, onların vereceği kararları da ipotek altına almış oluyoruz. Hani, Meclisin iradesini yok sayıyoruz; bizden sonraki Meclis, bizden sonraki iktidar, bizden sonraki Hükûmet, hani sizden sonra gelecek olanların tümünün iradesini yok saydığınız gibi, aslında kendi çocuklarımızın geleceğiyle ilgili, onların verecekleri kararları da şimdiden verip onları da ipotek altına almış oluyoruz. Ve 2067’ye kadar kullanma imkânına sahip olacaklar bunlar bu vesileyle.

Şimdi, diğer mesele TEİAŞ’ın özelleştirilmesi meselesi gündemde, bu kapsama alındı. Bu, TEİAŞ’ın özelleştirilmesi esnasında onun elini güçlendirmek, varlıklarını güçlendirmek amacıyla olsa gerek burada bir madde ekleniyor ve arazilerin, Etibank’ın, TEK’in, TEÜAŞ’ın daha önceki özelleştirilmiş kurumların elinde kalan arazilerin TEİAŞ’a devri öngörülüyor.

Şimdi, bunu yaparken Komisyonda şöyle savundular. Hani her şeye bir güzelleme yapılıyor ya, “stokçulara ceza” deniliyor ya bu kanunla ilgili de orada da “Ya, bizim o özelleştirmeler esnasında elektrik direklerinin etrafındaki alanlar var, bu elektrik direklerinin etrafındaki alanların devrini öngörüyoruz, bu bunu sağlayacağız bu vesileyle.” denildi.

Şimdi, tabii, bu, işin göstermelik sunumu ama diğer tarafta Etibank’ın elinde bulunan deniz kenarındaki paha biçilmez araziler var, bunlar da devrediliyor. Ve Etibank’ın maden işletmeleri maden sahaları var, bunlar da devrediliyor. Bütün bunların hepsi gölgede bırakılıyor, bunların hepsi kenara konuluyor, bütünüyle mesele “Elektrik direklerinin bulunduğu alanın etrafındaki yerler var, biz bunları devredeceğiz.”e getiriliyor. Buradan da bir savunma mekanizması, bir algı oluşturularak bu ortaya atılıyor ancak TEİAŞ’ın özelleştirme kapsamına alındığını ve buradan Katar’la, Suudi Arabistan’la geliştirilen ilişkiler çerçevesinde buralara yönelik bu kurumun da peşkeş çekileceği yönünde iddialar var tabii ki. Bütün bunlar iddia kapsamında ama “Hadi gelin, şu iddiaları araştıralım.” dediğimiz zamanda her şeyin üstü kapatılıyor, örtülüyor ve hiçbir şekilde bir araştırmaya tabi tutulmadan da ortadan kaldırılıyor. Şimdi, bu kanun teklifi bir taraftan da stokçuların cezalandırılması olarak sunuldu ve bu şekliyle sanki ekonomik krize, fiyat artışına, stokçular, stokçuluk yapan firmalar sebep oluyormuş gibi, onların yüzünden ekonomi bu hâldeymiş gibi sunularak bu maddede böyle güzellemeyle getirildi ve “Biz stokçulukla mücadele edeceğiz, stokçuluk yapan firmaları cezalandıracağız; fiyat artışına neden olan firmaları, marketleri, şirketleri böylelikle cezalandıracağız.” dediler. Şimdi, tabii, stokçulukla depoculuğu birbirinden nasıl ayırt edeceksiniz? Çünkü geçmişte soğan, patates depolayan, mevsim şartları gereğince, işte dağıtım imkânı gereğince, ulaştırma imkânı gereğince belli bir süre depolarında tutmak zorunda kaldıkları ürünlerden kaynaklı olarak insanlara cezalar kesildi yani bu depolar yasal, üstelik devlet güvencesinde olan depolar. Bu depolardaki bulunan ürünleri bulunduran insanlara, işletmelere çiftçilere, firmalara cezalar kesildi. Şimdi, buradan niye kesildi o cezalar? Esasında bu cezaları kesenler de biliyorlardı, bu talimatı verenler de biliyorlardı bu işin böyle olmadığını, o işin bir stokçuluk olmadığını onlar da biliyorlardı ama içinde oldukları vahim durumu, bu ekonomik gidişatı, bu kötü durumu izah etme ihtiyaçları var kamuoyuna. Hani, kendilerince kendi yandaşlarına ya da bir bütün olarak vatandaşa izah etme ihtiyaçları var. Bu izahatı nereden kuruyorlar? Bu izahatı tam da buradan kuruyorlar. “Aslında bizim politikalarımızda bir sıkıntı yok, aslında bütün bu zamların sebebi biz değiliz, aha da bu stokçular.” diye insanlara gereksiz yere hiç hak etmedikleri hâlde birçok ceza kesildi. Şimdi, bu yasa da bununla ilgili bir şey ama görüyoruz ki dün Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı yaptığı açıklamalarda bugüne kadar marketleri suçluyordu ya, hani, çok sayıda bu zincir marketlerin fiyat artışından kaynaklı olarak ülkenin bu hâlde olduğunu, ürünlerin bu hâlde olduğunu söylüyordu. Dün kısmen bu konuda geri adım atmış, öyle gözüküyor. Çünkü hani, zaten zamları yaptılar, elde edecekleri siyasetin gereği olan işleri yaptılar, şimdi bundan sonra iş biraz daha olayı başka türlü boyutlara çekmeye kaldı. Şimdi, artışlarla ilgili daha önceden marketleri suçlayan AKP Genel Başkanı “Market fiyatlarındaki artışın bir kısmının kaynağı küresel fiyatlardandır.” demeye başladı. “Hiç şüphesiz, fiyat artışları ülkemize mahsus değildir, başka yerlerde de oluyor.” dedi. “Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamı fiyat artışlarıyla karşı karşıyadır, diğerleri gibi ülkemizin önünde de enflasyon gerçeği vardır.” dedi. Şimdi, bugüne kadar o marketleri suçlayan, sürekli onları kötü, öcü ilan eden ve artışın sebebi ilan eden AKP Genel Başkanı, bu sefer farklı şeyler söylemeye başladı ve bir enflasyon gerçeğini de kabul etti. Şimdi, kötü ekonomi yönetiminin sebebi stokçular değildir yani sizin politikalarınız, sizin ekonomi politikalarınız bu kötü ekonominin ve insanların yaşadıkları mağduriyetlerin sebebidir. Bu zamları stokçular yapmadı, bu yaşanılan zamların hiçbiri onlardan kaynaklı değil. Şimdi, bu zamları yapmadan önce ne yaptınız? Aralık ayında bir bütün olarak şunu işliyordunuz: “Zabıtalarımızı sokağa süreceğiz, denetlemeye başlayacaklar, bu fiyat artışlarını kontrol edecekler. İşte, dolar düştü ama bunlar fiyatlarını düşürmüyorlar; bunlardan hesabını soracağız.” Ya, Zaytung haberi miydi, gerçek miydi bilemedim, bir haberle karşılaştım; 5 tane zincir market bir araya gelmişler, Hükûmet hakkında şikâyetçi oluyorlar -hani bir tanesi CİMER’e şikâyet etmişti ya, bunun gibi- diyorlar ki: “Ya, dolar düştü ama elektriğe yüzde 150 zam yapıldı ama doğal gaza yüzde 25 zam yapıldı ama bütün ulaşıma yüzde 30’un üzerinde zam yapıldı; Türkiye’de ne kadar ne varsa hepsine zam yapıldı, dolar düştüğü hâlde bu zamlar niye yapılıyor?” Yani emin olamadım hakikaten Zaytung haberi miydi diye ama işin gerçeği böyle arkadaşlar yani siz bir taraftan marketleri fiyat arttırıyor diye suçluyorsunuz, “Bunlar niye fiyat indirmiyor, dolar düştü?” diye davul zurna çalıyorsunuz, “Dolar düştü, bunların fiyatlara yansıması gerekiyor, yansıması lazım,” diyorsunuz ama diğer taraftan da zammı siz yapıyorsunuz. Yani bunların hiçbirinin fiyatlara yansımasını bırakın, siz kendiniz buna uymuyorsunuz ve artırıyorsunuz.

Şimdi, enflasyonu yüzde 36 küsur olarak açıkladılar ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor zaten. TÜİK’in kendi açıkladığı -yani TÜİK’in kendi açıkladığı çünkü TÜİK deyince artık biraz oturup düşünmemiz gerekiyor- artış oranları var; yani margarinde yüzde 114, unda yüzde 86, tavuk etinde yüzde 86, ayçiçeği yağında yüzde 76, süt, yoğurtta yüzde 72-74, nohutta yüzde 66, salam, sucuk, sosiste yüzde 58-63, mercimekte yüzde 61, makarnada yüzde 60, dana etinde yüzde 56, toz, kesme şekerde yüzde 49-55, ekmekte yüzde 54, yumurtada yüzde 47, suda yüzde 34. Şimdi, baktığınız zaman bütün bu zamların tamamı enflasyon oranlarının çok çok üstünde. Şimdi, vatandaş bunlarla besleniyor, yani evimize gittiğimiz zaman her birimizin çarşıdan, pazardan aldığı ürünler bunlar. Bu ürünlerin hepsinde, tamamında yüzde 50’nin üzerinde, yüzde 100’lere yakın artışlar var. Öyleyse enflasyonun gerçek rakamları burada. Yani sizin o anlattığınız rakamlar değil enflasyon rakamları, enflasyonun gerçek rakamı burada.

Bir de tabii, o gece yapılan zammın tarihi önemli arkadaşlar, saati önemli daha doğrusu, dakikası. Bir iktidar düşünün, bir devlet düşünün, bir hükûmet düşünün vatandaşına kazık atıyor, yani vatandaşını kandırıyor. Yani, gece dakikayı öyle bir ayarlıyor ki bütün istatistiki veriler açısından 2021’e değil, 2022’ye sarksın o veriler diye 2021’i bir dakika geçe zam yağmuruna tutuyor ülkeyi. Şimdi, bu vatandaşını kandırmaktır, kazık atmaktır ya, bunun daha ötesi yoktur. Niye? E, çünkü oradan kaynaklı olarak enflasyon verileri ve birtakım değerler değişecek ve memuruna, emekline ona göre zam yapacaksın. Şimdi, memuruna, emekline zam yaptırmamak için de bir bütün olarak baskı altında zaten tuttun marketleri aralık ayında, işte, o yalanlarla “Fiyatları bunlar artırıyor.” diyerek marketlerin fiyatlarını baskı altında tuttun. Ondan sonra da işte bütün derdin aslında emeklinin ve memurun alacağı maaştaymış. Bu maaşların düşük çıkması için, düşük olması için bütün bu oyunu ve tezgâhı sergilemiş ve son gece de vatandaşa böyle bir kazık atan bir uygulama meydana getirmiş.

Şimdi, önceki kanunda TRT payını kaldırdık elektrik faturalarında. Neye tekabül etti yani bir 100 liralık faturada? Yani 3 lira bile değil yani 3 lira civarında bir şeye tekabül ediyor. E, sonra ne oldu? Sonrasında olan şuydu: Yüzde 52 ile 127 arasında zam oldu o gece. Şimdi, o kanun görüşülürken, ben burada kanunun tümü üzerinde konuşurken şunu ifade etmiştim: Hani, bu kadar vicdansız olacağınızı düşünememiştim ve dedim ki: “Bir zam yapmak zorundasınız herhâlde, anlaşılan bu. O nedenle, iki kademeli fatura sistemi getirmeye çalışıyorsunuz ve bunun için de birinci kademeyi sabit tutacaksınız, yani gariban vatandaşın, yoksul halkın kullandığı elektrik giderini sabit tutacaksınız, ikinci kademeye zammı bindireceksiniz.” Ben böyle demiştim kürsüden. Yani bu kadar vicdansız olacağınızı düşünmemiştim ama çıkan sonuç şöyle oldu: Ya, birinci kademeye yüzde 50’nin üzerinde zam yaptınız ya, birinci kademe! Yani 1 kilovatsaat elektrik kullansa bile, 2 kilovatsaat… Yani düğmesini açsa ona yüzde 50 zam yaptınız.

Şimdi, dedik bunu, iki kademeli fatura sisteminin bir felaket getireceğini buradan da söyledik ve aynen yaşandı ve limit olarak 150 kilovatsaat belirlendi. 150 kilovatsaat 4 kişilik ortalama bir ailenin; çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı ve benzeri elektrikli ürünleri kullanan bir ailenin çok rahatlıkla aşabileceği bir miktardır. Şimdi, dolayısıyla, evlerimizde kullandığımız elektrik faturalarının tamamı yüzde 125 zamlanacak çünkü herkes bunu geçecek yani standart yaşam içerisinde olan insanların tamamı bu süreyi geçecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – 4 kişilik bir ailenin aylık elektrik faturası ortalama 210 liraymış, bu artık 370 lira olacak. Kış aylarında İstanbul’da ortalama bir doğal gaz faturası 500 liraya, Ankara’da ise 700 liraya çıkacak bu son zamlarla beraber. Bu da ortalama, rakamların bunların çok daha üzerinde olduğunu da biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, pandemi sürecinde elektrik tedarik şirketlerine ve onların yan kuruluşları olan dağıtım şirketlerine indirim yapıldığını buradan kaç defa ifade ettik, “Bu indirimlerin hiçbiri vatandaşa yansıtılmadı.” dedik ama Hükûmet o indirimleri “Bir kısım payını biz ödedik.” şeklinde savunmaya başladı. Bu da doğru değildir. Orada bu, tedarik şirketleri, bu, dağıtım şirketleri pandemi sürecinde çok fazla zarar ediyorlar diye bunlara indirim yapıldı ve bu da ondan kaynaklıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Anlayacağınız, indirim sadece şirketlere oluyor, vatandaşa zam olarak yansıyor.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

akenanoglu

alikenanoglu.net
Başa dön tuşu