Sosyalizm Yeniden – Açılış Konuşması
Değerli dostlar, Canlar, yoldaşlar…
Sizleri HDK adına “Sosyalizm Yeniden” başlığı altında bizi bir araya getiren bu çalışmamıza hoş geldiniz diyor saygılar sunuyorum.
Sosyalizm yeniden diyoruz ama aslında sosyalizm kimi zaman açıktan kimi zaman örtük kimi zaman çok görünür kimi zaman daha çekinik olsa da dünya halkları için hep ulaşılması gereken bir ufuk olarak var oldu.
Zira insan türü var olduğu günden bu yana hep eşitlik özgürlük için mücadele etti. O sebeple bu çalışma unutulan bir şeyi hatırlatmak için değil, bir sürekliliği bir ısrarı bir defa daha vurgulamak için yapılmaktadır.
Bugün burada, yalnızca geçmişin sosyalizm mirasını konuşmak için değil; içinde bulunduğumuz çağın, yani krizler çağının ortasında yeni bir toplumsal yönü, yeni bir insani ufku tartışmak için bir aradayız.
Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki, kapitalizmin sınır tanımayan büyüme iştahı yalnızca doğayı değil, insanın ruhunu, toplumsal dokusunu, dayanışma duygusunu da tüketiyor. İnsanlık bir yol ayrımında: Ya yıkımın sürekliliğine razı olacağız ya da yeniden kurucu bir irade ortaya koyacağız. Bu anlamıyla “Ya sosyalizm ya barbarlık mottosu halen geçerliliğini sürdürüyor”
“Sosyalizm yeniden” derken kastımız tam da budur: Yıkıma karşı yaşamı, tahakküme karşı özgürlüğü, rekabete karşı ortaklaşmayı savunmanın adıdır bu çağrı.
Reel sosyalizmin çözülmesinden sonra kapitalizmin ideologları adeta bir koro gibi dünyanın daha barışçıl daha huzurlu bir yer olacağını iddia ettiler. Dünya daha yaşanası bir yer olacaktı. Oysa o günden bugüne kapitalist modernite tüm vahşiliğiyle dünya halklarına saldırdı, savaşlar, açlık yoksulluk görülmemiş ölçüde arttı.
Bu vahşi kapitalizmin saldırıları karşısında oluşan ekolojik kriz artık bizlere geleceğe bir dünya bırakabilecekmiyiz sorusunu sorduruyor. Dünya kapitalist modernite sayesinde sınıfsal ulusal ve cinssel çelişkilerle paramparça hale getirilmişken sınırsız hegemonya mücadeleleri ve kar hırsı ile ekolojik bir krizi yaşıyor. Bütün eksikliklerine karşın sosyalizm yıkıldıktan sonra dünyada iyi giden hiçbir şey olmadı tersine herşey daha kötü oldu.
Buna karşın dünyanın bir avuç sömürücü dışında kalan bütün halkları sosyalizmin hala ulaşılabilir ve gerçek bir ideal olduğunu biliyor ve bunun için de mücadele ediyorlar.
Bu mücadele henüz küresel bir önderlikten yoksun olsa da dünyanın her ülkesinde bu maya gelişmeye devam ediyor.
Bugünün dünyasında, kapitalist modernite yalnızca ekonomik bir sistem değil; aynı zamanda toplumun anlamını ortadan kaldıran bir uygarlık biçimidir.
İnsanı bir özne olmaktan çıkarıp bir nesneye, bir tüketiciye indirgeyen bu sistem, eşitsizlikleri derinleştiriyor, savaşları kalıcılaştırıyor, doğayı ise bir kaynak deposuna çeviriyor. Demokrasi kavramı dahi, sistemin vitrininde sergilenen bir formaliteye dönüşmüş durumda.
İşte bu tablo karşısında, sosyalizmin yeniden tartışılması, yalnızca bir nostalji değil; bir zorunluluktur. Ancak bu kez, geçmişin hatalarını tekrarlamadan, reel sosyalizmin devlet merkezli hiyerarşisini aşarak, yeni bir toplumsal tahayyül kurmak gerekiyor.
Bu yeni tahayyül, insanı, toplumu ve doğayı yeniden bir araya getirecek bir yaşam felsefesiyle mümkündür. Bu nedenle “sosyalizmi yeniden” tartışmak, aynı zamanda “insanının ihtiyaçlarını yeniden” tartışmak demektir.
Bu anlamda sosyalizmi yeniden düşünmek, iktidarı ele geçirmekten çok, iktidar ilişkilerini dönüştürmenin yollarını aramak demektir.
İşte tam da bu noktada, Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik toplum paradigması, sosyalizm tartışmalarına yeni bir boyut katmakta ve bu tartışmaları zenginleştiren bir ufuk açmaktadır.
Öcalan’ın ifadesiyle, “devlet karşısında toplumun yeniden inşası”, sosyalizm adına üstlenilmesi gereken devrimci bir görevidir. Bu anlayış, sosyalizmi yalnızca bir ideoloji olmaktan çıkarıp, toplumun ahlaki ve politik yeniden doğuşu olarak kavramak demektir.
Sosyalizmi yalnızca Batı’nın deneyimleriyle değil, Paris Komünü’nden Rojava’ya uzanan halk özgürlükçülüğü mirasıyla yeniden kurulmaktadır.
Öcalan’ın sıkça vurguladığı gibi, “sosyalizm yalnızca bir program değil, bilinçli bir yaşam tarzıdır.” Bu yaşam tarzı, kolektif eylemin, ahlaki sorumluluğun ve politik katılımın birleştiği yerde ortaya çıkar.
Bu nedenle, demokratik sosyalizmde örgütlenme, ideolojinin kendisi kadar önemlidir. Toplumun her hücresinde –kadınlardan gençlere, işçilerden ekoloji hareketlerine– özgürlükçü bir ağ örülmeden, hiçbir dönüşüm kalıcı olamaz.
Bugün dünyada yükselen otoriterlik, savaşlar, ekonomik yıkım ve çevresel felaketler karşısında, “başka bir dünya” fikri yeniden insanlığın kapısını çalıyor.
Ama bu kez, o dünya yalnızca iktidarın değil, toplumun yeniden inşasıyla mümkündür.
Bu yeniden inşa, “devleti demokrasiye duyarlı hale getirmek” kadar, demokrasiyi toplumun kendi öz yaşamı haline getirmeyi de gerektiriyor.
Yaşadığımız coğrafyada Osmanlıdan cumhuriyete ve bugünlere bu idealin taşıyıcıları defalarca katliama uğratılsa da dar ağaçlarına çıkarılsa da, faili mechullere uğratılsa da sosyalizm ideali hala canlıdır.
O gün adına sosoyalizm denmese de Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in Karaburun’da oluşturduğu yaşam sosyalizmin belki de yaşanmış en belirgin haliydi.
Adıyaman’dan yola çıkan Baba İshak ile Yozgat, Amasya Tokat bölgesinden huruç eyleyenleri de buluşturan ezilen halkların zalimin zulmüne karşı koyması ve yârin yanağından başka her şeyde ortaklaşmaktı.
Ermeni zanaatkarlar, Rum ve Kızılbaş Türkmen köylülerinin ezilmişliklerine sömürülmelerine isyan edenlere öncülük eden Bozoklu Celal Baba, Baba Zünnun, Hubyar Baba, Kalender Çelebi’lerin de derdi mazlumun derdiydi.
Paramaz’ larda, Denizler’de Mahirler’de İbo’larda, Mazlumlar’da, Mahsunlar’da, Beritanlar’da yok edildiği zannedilen sosyalizm ideali bugün kadar canlı ve günceldir.
Kadın özgürlüğü, bu dönüşümün merkezindedir.
Kadın özgürlüğü olmadan ne sosyalizm olur ne de demokrasi.
Çünkü kadının özgürleşmediği bir toplum, hâlâ tahakkümün en eski biçimlerini taşır.
Ve ekolojik duyarlılık olmadan, doğayı sömüren sistemin yerine özgür bir yaşam koymak mümkün değildir.
Bugün burada “Sosyalizm Yeniden” derken, yalnızca bir ideolojiyi değil, bir yaşama biçimini, bir varoluş etiğini konuşacağız.
Bu tartışma, yalnızca geçmişin mirasını değil, geleceğin sorumluluğunu da taşıyor.
Çünkü artık biliyoruz: Kapitalizmin yarattığı yıkımın karşısında, insanlığı kurtaracak şey yalnızca teknik çözümler değil; ahlaki ve politik bir yeniden doğuştur.
Kadınların öncülüğünde, halkların ortak aklıyla, doğayla barışık, devletsiz ama örgütlü bir yaşamı birlikte kuracağız.
Bu yaşamın dili barıştır, biçimi demokrasidir, özü dayanışmadır.
Evet eksikliklerimiz oldu. 71 günlük Paris komünü deneyimimizi 71 yıllık Sovyet deneyimi ile taçlandırdık ama belli ki eksikliklerimiz de oldu.
Bu sebeple her şeyi yeniden tartışmak, tartışırken yeni toplumun inşaasına başlamak bizim için elzemdir. Bu yolda milyonlarca ezilene, her ulustan ve cinsten, işçilere emekçilere borcumuz var, kurda kuşa, börtüye böceğe , ağaca, taşa yeşile borcumuz var.
Sözlerimi tam da bu ruhla, “Yolumuz bir, süreğimiz binbir; ama varacağımız yer, özgür toplumdur.”
Sosyalizmi yeniden düşünmek, yalnızca bir geçmişi hatırlamak değil, geleceği kurmak demektir.
Gelin, bu geleceği birlikte düşünelim, birlikte inşa edelim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yolumuz açık olsun, Serkeftin hewalno
Ali Kenanoğlu
HDK Eşsözcüsü
Not: Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği “Sosyalizm Yeniden” konferansı 8-9 Kasım 2025 günlerinde yapıldı.





