HaberlerYazılar

Kenanoğlu açıkladı: ‘Diyanet Akademisi Kanunu’ oylamasında neden yoktum?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 16 Mart 2022 tarihinde oylanarak kabul edilen ‘Diyanet Akademisi Kanunu‘ oylaması ile ilgili olarak yapılan eleştiriler, sorulan sorular, hakaretler ve diğer merak edilenlere ilişkin açıklama yaptı.

Açıklama videosu aşağıda yer almaktadır.


“Değerli arkadaşlar merhaba,

Mecliste görüşülen ve kabul edilen Diyanet Akademisi Kanunu ile ilgili olarak kamuoyunda çokça tartışma yürütüldü.

Özellikle Alevi kamuoyunda, Sol Sosyalist kamuoyunda konu tartışıldı. Çünkü meclisteki görüşmede kanunun oylaması esnasında hiçbir HAYIR oyu yoktu ve sadece HDP’nin o anda mecliste bulunan 10 milletvekilinin çekimser oyu vardı. Onun dışında bütün oylar EVET şeklindeydi. Yani evet onaylamak ve akademinin kurulmasını onaylayan oylardı. Sadece dediğim gibi HDP’NİN 10 milletvekilinin çekimser oyu vardı.

Şimdi tabi konuyu detaylıca işleyeceğiz. Yani eleştirilerin haklılığı ve dozunu aşıp hakarete giden yönü de var. Bütün bunlara birkaç açıdan değinmek istiyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim. Alevi örgütlenmesinden, alevi kurumlarına yıllarca hizmet verdikten sonra Alevilerin sesini mecliste duyurabilmek ya da alevi cephesinden mecliste gündem oluşturabilmek hem içinde bulunduğumuz partide hem de mecliste Alevilerin sorunlarını gündeme taşıyabilmek ve sorunlarına çözüm bulabilmek açısından çalışmalar yapmak için buradayız. Yani bu şekilde yola çıktık ve milletvekili oluşumuzun esasında da bu vardı.

Tabi sadece bundan ibaret değiliz. Zaten çalışmalarımızı takip edenler bizim sadece Alevilik ile ilgili çalışma yapmadığımızı haklar ve özgürlükler anlamında tüm Türkiye’deki toplumsal kesimler üzerine bu tür çalışmaları yaptığımızı bunların hak savunuculuğunu yaptığımızı bilirler ama ayrıyeten Türkiye’nin ekonomik, siyasal, sosyal birçok alanında da çeşitli konularda mecliste konuştuğumuzu, çeşitli konularda soru önergesi, araştırma önergesi ve bununla ilgili meclis kürsüsünde söz kurduğumuzu bilirler. Yani sadece bu alanda top koşturan bu alanda çalışan birisi değilim.

Ama bununla birlikte alevi kamuoyuna karşı da bir sorumluluğumuz var. Çünkü kendimizi alevi milletvekili olarak yani alevi cephesinden gelen o alandan gelen bir milletvekili olarak ta tanımlıyoruz. Meclis kürsüsünde “biz aleviler” diyerek söz kurabilen 3 milletvekiliyiz. 600 milletvekili içerisinde “biz Aleviler” diye söz kurabilen başka milletvekili de yok. Bunu tabi HDP kimliği içerisinde HDP’nin Halklar ve İnançlar Komisyonu üyeleri olarak HDP’nin Alevi Masasında çalışmalar yürüten milletvekili olarak HDP politikaları çerçevesinde konuştuğumuzu da ifade etmek isterim. Yani bu bizim bağımsız bir milletvekili gibi değerlendirilebilecek bir konu değil. HDP politikalarına uygun bir şekilde o politikaları savunan bir şekilde bu cümleleri kurduğumuzu ifade etmek isterim.

Şimdi, tabi bu 3 Mart tarihinde Milli Eğitim Komisyonuna geldi kanun. Bu kanunlar komisyonlarda yapılıyor ve komisyonda görüşüldükten sonra genel kurula geliyor. Dikkatimi çekti örneğin bu konunun çok tartışıldığı gruplardan bir tanesine ben 4 Mart’ta bir yazı göndermişim ve demişim ki İYİ Parti, CHP, AKP ve MHP olumlu tavır sergilediler. Bu konuya sadece muhalefet HDP oldu ve şerh yazan HDP oldu diye yazıp atmışım watsapp grubuna.

Şimdi dönüp baktım benim o yazımdan sonra herhangi bir tartışma olmamış, herhangi bir laf edilmemiş, herhangi bir söz söylenmemiş. Kimse bununla ilgili bir yorumda bulunmamış ya da işte evet oyu veren partilere yönelik bir söz söylememiş komisyon aşamasında söylüyorum bunu. Şimdi 3 Mart’ta geliyor 4 Mart’ta komisyonda kabul ediliyor, HDP Komisyon üyeleri şerh koyuyorlar ve aleyhte konuşmalar yapıyorlar ve kanuna karşı tavırlarını ortaya koyuyorlar. Sonra genel kurula geliyor 15 Mart’ta genel kurulda 15 ve 16 Mart’ta tarihlerinde tartışılıyor ve akabinde de kabul ediliyor. Genel Kurul aşamasında da bizim milletvekillerimiz kürsüden Diyanetin aleyhinde çokça laf söylüyorlar bu kamuoyuyla da paylaşıldı zaten. Överek te paylaşıldı birçok yerde haber oldu falan.

16 Mart gecesi oylama oluyor. Oylamada bizim arkadaşlarımız Mecliste o anda 10 tane milletvekilimiz var. Tüm bunların nedenini de anlatacağım “niye 10 vekil var niye biz yoktuk” bunları da anlatacağım. O esnada mecliste bulunan 10 milletvekilimiz buna çekimser oyu veriyorlar oylamada bir evet oyu var, bir çekimser oyu var bir de hayır oyu var. 3 seçenek var, bizim 10 milletvekilimiz çekimser oyu veriyor. Tabi biz bunu mecliste değildik o gün niye değildik onu anlatacağım. Değildik ve o oylamadan sonra bunun böyle olduğunu öğrendik. Yani bizim milletvekillerimizin çekimser oyu verdiğini öğrendik ve konuyu bu bir parti kararı mıdır, bu bir grup kararı mıdır? Bu neye göre oluşmuştur meselesinin peşine düştük.

Çünkü en nihayetinde bu karar doğru bir karar değildi, parti politikalarına uygun bir karar değildi. Komisyon esnasında tartışılan ve şerh konulan tavra uygun değildi. Genel Kurul esnasında yapılan konuşmalara uygun değildi ve bütün bunların beraberinde HAYIR oyu verilmesi gerekiyordu. Beklediğimizde böyle bir şeydi, olması gerekende böyle bir şeydi. Ancak bu olmamıştı. Bunun üzerine önce ÇEKİMSER oyu veren arkadaşlarımızla görüştük. Ve en nihayetinde bu iç hukukumuz diyebileceğimiz partinin iç organlarında MYK’sında, Milletvekili grubunda konu gündemleştirildi, konuşuldu, enine boyuna tartışıldı ve sonuçta şuna kanaat getirildi. Ya da şu ifade edildi. Bu bir parti kararı değil. Parti kararı olması için partinin MYK’sında tartışılması gerekiyor. Ve ondan sonra orada karar çıkması gerekiyor. PM’de de o kararın onaylanması ya da PM’de kararlaştırılması gerekiyor.  İkincisi, grup kararı değil. Çünkü Grup kararı olduğu zaman milletvekili grubundan bahsediyorum meclis grubu açısından.

Meclisteki bütün milletvekilleri ile ya da gruptaki bütün milletvekilleri ile tartışılıp alınması gereken bir karar olması gerekiyor. Böyle bir şey de olmamıştı. Arkadaşlar tümüyle şöyle davranmışlar. O anda orada bulunan 10 milletvekili arkadaşımız “Bu bir akademi. İşte, çeşitli devlet memurlarının alımından sonra yapacakları işe uygun bir şekilde eğitilmesine yönelik bir mesele. Burada çok HAYIR demeye gerek yok. Zaten herkes EVET diyor. Bizde ÇEKİMSER kalalım.” Diye böyle kendi aralarında spontane bir şekilde almış oldukları bir karar.

Bu karar eksiktir, bu karar yanlıştır, bu kararın bu şekilde alınıyor olması da başlı başına bir sorunun ta kendisidir. Ancak bu süreç bu şekilde gelişmiş. Yani niyetten bağımsız bir şekilde kendi cephelerinden bunun çok bir sorun olabileceği akıllarının ucundan geçmeden akademiye niye HAYIR diyelim mevzusu üzerinden alınmış bir karar haline gelmiştir. Şimdi tabi doğal olarak biz parti içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığına onun kendi yapısına karşı çıkan parti olarak da DİB’nı reddeden, onun yerine başka bir yapılanma öneren bir partiyiz. Parti programımız da bu çok nettir. Parti programında çok net bir şekilde DİB’nın kapatılması gerektiğini, başka bir şekilde bir yapı oluşturulması gerektiğini savunan da tek partiyiz.

Bizim dışımızdaki bütün partiler yani Mecliste olan bütün partiler grubu olan (öyle düzelteyim) bütün partiler DİB’nı savunuyorlar. Olması gerektiğini de savunuyorlar. Yani işte en çokta Alevilerin oy verdiği parti CHP’si “Diyaneti biz kurduk ve asla kapatmayız. İmam Hatipleri biz açtık asla kapatmayız.” Şeklinde bir tavırda sergiliyorlar. Bunu kabul ediyorlar, parti politikaları bu şekilde. Buna bizim söyleyecek çok bir şeyimiz yok. Alevi kamuoyunun takdirine bu. Buna biz bir şey diyemeyiz. Şimdi tabi bu 4 maddenin oylaması bu şekilde. Pardon 16 madde oylama bu şekilde bitiyor.

Ama o bittikten sonra bizim iç tartışmalarımız sürüyor bu esnada. Hemen aynı gün zaten MYK’yı toplayamazsınız, aynı gün Milletvekilleri Grubunu toplayamazsınız, aynı gün PM’ni toplayamazsınız. Bunun bir toplanma periyodu vardır. O periyotları da biz bekliyoruz. Oralarda bu konuyu konuşmak için. Biz derken sadece Alevi milletvekillerinden bahsetmiyorum. Yani parti içerisinde bulunan çok sayıda milletvekilimiz açısından durum böyle. Şimdi tabi parti…. Bu esnada aradan günler geçmiş yani 3 Mart’ta şeye gelmiş, bu komisyona gelmiş, komisyonda, komisyon aşamasında Alevi kamuoyunun da takip ettiği çeşitli internet sitelerinde haber yapılmış, dediğim gibi 4 Mart’ta ben paylaşım yapmışım. CHP’nin, İYİ Partinin, MHP’nin ve AKP’nin olumlu yaklaştığı, olumlu tavır sergilediği, olumlu oy verdiği komisyon aşamasında HDP’nin itiraz ettiğini söylemişim, bunu da duyurmuşum. Bütün bunlar geçmiş. Ses yok, seda yok, Alevi kamuoyundan bu konuya ilişkin bir görüş paylaşılmamış yani siz niye hayır diyorsunuz diyen olmamış. Dönüp CHP’ye ya siz bunu niye destekliyorsunuz? Diyen olmamış. Bütün bu tartışmalar hiç yani hiç yokmuş gibi. Yani alevi kamuoyunda böyle bir gündem yok ya o tarihlerde hiçbir şekilde.

Sonra 23 Mart ve 24 Mart o tarihlerde kimi arkadaşlar buna bunu görmüşler, dikkat çekmişler yani bizim gündemimizdeydi. Biz o arada kurullarımız içerisinde bu değerlendirmelerimizi yapıyorduk. Tartışmalarımızı yürütüyorduk ama orada işte Alevi kamuoyundan birileri bunun farkına varmışlar ve paylaşımlar yapmaya başladılar ve 24 Mart’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bir açıklama yaptı. Arkasından insanlar işte bu konuyla ilgili yazmaya çizmeye başladılar.

Sonra bir açıklama da kişiler dışında kişilerden çokça açıklama var. Demokrasi konferansı Alevi bileşenleri de bir açıklama yaptı. Şimdi şunu söyleyeyim ve bende bunun üzerine yazılanları okudum. En azından çalışma arkadaşlarımız bunları derleyip toparlayıp bizim önümüze getiriyorlar. Bizde bakıyoruz ne demiş ne konuşulmuş filan diye çok üzüldüğümüz aklımızın almadığı eleştiriler var. Bunlara değineceğim bu sohbette bunların hepsini anlatacağım.

Şimdi tabi eleştirileri gördük. Yazılanları gördük ve şundan memnun kaldık açıkçası. Yani HDP’nin ÇEKİMSER tavrına yönelik kamuoyundan gelen açıklamaları değerlendirmeleri olumlu buluyorum. Yani demokrasi böyle bir şeydir. Demokrasi sadece sandıktan ibaret, seçilmişlerden ibaret bir şey değildir. “Hani biz milletvekili olarak seçtik gönderdik. Siz bizim adımıza gereğini yapın” dan ibaret değildir. Siz seçiyorsanız kontrol edeceksiniz. Nasıl çalıştığını ne yaptığını ne ettiğini.

Alevi kamuoyu açısından söylüyorum, Alevi kamuoyunun beklentilerini, taleplerini dile getiriyor mu, bunlara sahip çıkıyor mu? Bunlar açısından da kontrol edilmesi gerekir. Yani demokrasi böyle bir şeydir, sadece sandıktan ibaret değildir. Sadece seçilmişlerin biz seçtik, siz de gereğini yapınız dan da ibaret değildir. Demokrasi böyle bir şey değildir. Dolayısıyla buradaki kurumlarımızın, kuruluşlarımızın, kişilerin, kanaat önderlerinin bu konuda görüş bildirmesi, yanlış bir iş varsa bunu eleştirmesi son derece önemlidir ve bu politikaların sağlam bir yere oturması açısından da çok kıymetlidir. Bu anlamıyla yapılan açıklamalar bizi memnun etmiştir. Nereye kadar? Ama yani kadarı var onun.

Örneğin demokrasi konferansları Alevi bileşenleri son derece olumlu eleştiriler yapmış. Olumlu dan kastım şu yani. Bu uygulamayı eleştirmiş, çekimser oyu eleştirmiş, evet verilmesini eleştirmiş ama gayet üslubuna, diline uygun bir şekilde de bu eleştirilerini yapmışlardır. Baş göz üstüne bunlar bizim elimizi güçlendiren şeylerdir. Yani demokrasi cephesinde mücadele eden insanların da elini güçlendiren şeylerdir. Gerek parti içinde gerek meclis içerisinde bu tür açıklamalar demokrasi mücadelesinde faydalıdır. Olması gereken. Şimdi tabii bütün bu eleştiriler içerisinde haksız ve hatta hakarete varan eleştiriler var.

Yani bir Alevi kamuoyunun içerisinden milletvekili olan birisi olarak ve hala o kamuoyu içerisinde bulunan bir insan olarak bunlara ilişkin görüşlerim var. Bunları paylaşmak isterim, itirazlarım da var. Daha da ötesi yapmam gereken açıklamalar var. Yani bilinmesi gerekenler var. Hani şöyle olabilir diyelim. Şuradan başlayayım; biz niye o gün Mecliste değildik. Yani kendi adıma da diğer arkadaşlarım adına da söyleyebilirim. Şimdi bununla ilgili esasında çok tartışma yürütülüyor. Yani sadece bu oylama değil, birçok oylamada çizelge çıkartılıyor ve deniliyor ki “Ya şu kadar milletvekili mecliste imiş, gerisi yokmuş. Bunlar nerede?”

Şimdi ben bununla ilgili özel olarak bir video çektim. Bu şekliyle böyle anlatarak “neden bütün milletvekilleri aynı anda mecliste olamıyor”u anlattım.  Hele de özellikle bizim partimiz açısından bunun detaylı anlatımı. Yani bizim youtube hesabımızdaki açıklamalarımızdaki videolar içerisinde var. Ama özetle şunu söyleyeyim, parti görevlendirmeleri ile çalışıyoruz arkadaşlar. Hiçbir milletvekili kendi inisiyatifiyle “ben bugün şuraya gideceğim, bugün mecliste kalacağım, bugün buraya gideceğim” şeklinde bir çalışmaya tabi değiliz.

Bu diğer partiler için de böyle. Bunu da söyleyeyim. Bizim partimizde özellikle her ilde milletvekili yok. Dolayısıyla mevcut milletvekilleri bütün illere paylaşmak durumunda kalabiliyoruz. Kamuoyunda çok yoğun bir gündem var işte hele o süreçte. Yani bu anlattığım oylamanın olduğu 16 Mart süreci bizim açımızdan 21 Mart öncesindeki çalışma sürecine yani Nevroz çalışmalarının yürütüldüğü süreçtir ve birçok İl’de Nevroz vardı. Hem Tekirdağ Newrozundaydım, Tekirdağ milletvekilimiz yok.

Bursa’da nevruz vardı, Balıkesir’de nevroz vardı. Bodrum da nevroz vardı. Yani batı yakasında birçok yerde hiçbir milletvekilimizin olmayan birçok ilde nevroz vardı. Hem buralara katılım hem de öncesinde buralarda çalışmalar yürüttük. Keza İstanbul, devasa bir kent, metropol bir şehir. İstanbul newroz içinde çalışmalar yürüttük ve bende orada görevliydim.

Biz mecliste en fazla 15 milletvekili bulundurabiliyoruz arkadaşlar. Aynı anda sadece on beş Milletvekilimiz olabiliyor, daha fazlası olmuyor bazen bu on beş milletvekilini dahi sağlayamıyoruz. Bu oylamada olduğu gibi kimisi görüşmelere katılıp sonradan yola çıkmak zorunda kalabiliyor ve oylamalar geç vakitte oluyor. En sonunda oluyor ve çoğu zaman da böyle sayılar kalıyor. Yani 10-15 milletvekilleri ancak oylama esnasında. Aslında bizim açımızdan böyle kalabiliyor.

Yıllık bütçe görüşmeleri ya da çok istisnai birtakım mevzular dışında tümüyle çalışma prensipleri ya da çalışma şeklimiz takvimimiz böyle. Bende tabi görevlendirme gereği İstanbul çalışmasındaydım. Ve orada nevruz çalışmaları yürütüyorduk. Açıkçası şunu samimiyetle söyleyeyim bir kaygımız da yoktu yasaya ilişkin. Çünkü zaten komisyon aşamasında itiraz edilmiş oldu. HAYIR denilmiş Genel Kurulda da HAYIR denilmesini bekliyoruz. Farklı bir görüşümüz de yok, farklı bir görüşümüz olsaydı farklı bir durum olsaydı zaten hani bu tartışmayı biz yürütür ve bu konuda görüşlerimizi dile getirir, HAYIR oyu verilmesi gerektiğini ifade ederdik. Şimdi bazı arkadaşlar diyor ki, “ya kaçtınız” “işte gelmediniz.”

Yani bu hakikaten çok ağır söylemler, daha ağırları var, onları da okuyacağım. Çünkü şu değil arkadaşlar orada HAYIR oyu vermek bizi eksiltmezdi, yüceltirdi. Bunu görmeyecek kadar da aptal değiliz. Yani bunun ne olduğunu biliyoruz. Bu kamuoyunun yakından tanıyan, onun içinden gelen insanlarız. Yani hayır oyu verdi parti, parti kararı. Diyelim ki öyle bir karar da yok, buna rağmen bunu vermiş olsak bundan dolayı partiden atılmazdık.

Ama diğer taraftan da hayır oyu vermenin onuru ve gururunu yaşardık. Yani bunu bilmiyor muyuz biz yani bunları göremeyecek, okuyamayacak derecede insanlar mıyız? Hayır, öyle değil. Ama parti görevimiz nedeniyle İstanbul’daydık. Diğer arkadaşlarımız başka yerlerdeydi, buradan kaynaklı olarak ta bu oylamadan herhangi bir farklı durum da beklemiyorduk. Yani hayır oyu verilmesi bizim açımızdan kesindi ve o rahatlık içerisinde de hiç aklımızın ucundan dahi geçmedi. Böyle bir durum yani öncesinde böyle bir tartışma da olmadı zaten. Şimdi buradan kaynaklı olarak böyle bir şey oluştu. Şimdi yazmışlar arkadaşlar birçoğunu tanıyoruz. Birlikte yoldaşlık ettiğimiz ya da işte yöneticilik yaptığımız ya da çeşitli şekillerde yan yana geldiğimiz insanlar var. Bunlar içerisinde ama şöyle diyeyim, ya bir tanesi yazmış yani vermiş veriştirmiş. Ve ondan sonra diyor ki.

Omurga sahibi bir kişi diyor. Koca mecliste göremedik diyor ve gel de Kamer Genç’i anma diyor. Ya şimdi biz omurgasızıs, Kamer Genç omurgalı. Kamer Genç kim arkadaşlar? Kamer Genç 12 Eylül cuntasının Danışma Meclisi’ndeki birisi. Bize omurga diye gösterilen kişi bu.

Diğer bir arkadaş şöyle yazmış; Bence mecliste Alevi kökenli vekiller var ama Alevi vekil yok. Kendisine Alevi, solcu, demokrat, sosyalist, laikim diyen tek kişi bile cesurca ortaya çıkıp bir duruş ve irade ortaya koyamamışız arkadaşlar.

Yani bir an şu aklıma geldi. Ya demek ki bu arkadaşlar demek ki yapmışlar soteyi bekliyorlar bunlar bir hata yapsın, bir eksik davransın. Bizde bunlara bindirelim de bindirelim. Şimdi ayıp da arkadaşlar, yani bir eleştirinin bir ölçüsü vardır. Bizim bütün pratiğimize bakın. Meclis çalışmalarımıza bakın, benim web sitem var ve bütün meclis çalışmalarımın bütün meclis konuşmalarımın hepsi orada var. Duruşumuz, ne dediğimiz… Meclis’te “Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır” diye konuşma yapan kişileriz bizler.

Bu, bunu söylemiş insanlarız. Yani siz burada kalkıyorsunuz, anlattığım gerekçelerle bir çekimser kalınmasına ve bizim bunda hiçbir dahiliyetimiz yok, bilgimiz yok ya bize sorabilirsiniz ya arkadaş bu durum nedir? Siz buna nasıl müsaade ettiniz, niye karşı çıkmadınız deme ihtiyacı bile duymuyorlar arkadaşlar. Ki hepsinde de telefonlarımız var. Zaman zaman da görüştüğümüz insanlar ama bunu deme ihtiyacı bile duymadan ellerine fırsat geçmiş gibi bindiriyorlar da bindiriyorlar. Alevi değilmişiz biz sadece Alevi kökenliymişiz.

Yine aynı kişilerden bir tanesi bahsediyor;

“Meclis’te Diyanet Akademisi için oy veren oylamaya katılmayıp kaçak güreşerek bizleri aptal yerine koyan ve çekimser kalan ve sükut ikrardan gelir sözünü kanıtlayan sözde laik sözde alevi milletvekillerine Kalender Çelebinin 16.yüzyılından sesleniyoruz. Sizi unutmayacağız korkaklar.” Bir de bunu diyor arkadaş. Biz korkak oluyoruz yani. Şimdi bir defa önce yani sizler herhangi bir kişiler değilsiniz. Kamuoyunda Alevi kanadında yazan çizen insanlarsınız.

Önce bir sorulur de mi yani. Hani ya arkadaş siz oylamaya niye katılamadınız, bu oylama niye böyle oluyor, bundan niye haberiniz yoktu, niye gitmediniz, bir sebebi mi vardı, bir sıkıntı mı vardı, parti size sahip mi çıkmıyor, ya da partiyle ters mi düştünüz ne oldu? Falan ne bileyim işte aklıma gelen soruları söylüyorum şimdi. En azından bunlar sorulur. Ya bunları sormuyorsun madem bekle. Beklemiyorsun madem bu nasıl bir dil yaa.. korkak diyor bize ya korkak.. korkak yani bunu söylüyor bize. Şimdi söyleyecek söz bulamıyorum. Bu garip bir tavır, garip bir tutum, farklı bir psikoloji. Bunları nasıl değerlendirmek gerekiyor hiç aklımda almıyor açıkçası.

Diğer bir arkadaş şöyle yazmış. O da demiş ki; Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül burada Alevi milletvekillerinin Hayır oyu vermesini beklerdik ama aslında bunlar Hayır oyu vermeyerek iyi yaptılar diye. Ben de samimiyetle şunu söyleyeyim eğer biz burada Çekimser kalınacağını bilseydik biz bir şeyler adına değil yani ama kendi verdiğimiz mücadelenin devamlılığı açısından ve onun istikrarı açısından durumun kendisi açısından gidip o Hayır oyumuzu kullanırdık. Ben kendi adıma söyleyeyim Hayır oyu kullanırdım. Ama bundan hakikaten bilgimiz yoktu. Bizim zaten beklediğimiz Hayır oyu verilmesi yönündeydi. Bu değerlendirme başka bir değerlendirmedir. O arkadaş bu şekilde değerlendirmiş.

Şimdi gelelim PSAKD’nin açıklamasına. Ya arkadaşlar ben kurumlarımızı tek tek değerlendirmek istemiyorum. Zaman zaman kurumlarımızla ilgili görüşlerimizi dile getiriyorum. Çünkü biz o kurumların üyeleriyiz. Yani bir taraftan da hala biz o kurumların üyeleriyiz. Biz bu kurumlarla birlikte yol yürümeye devam ediyoruz. Bundan sonra da yol yürümeye devam edeceğiz. Vekillik bugün var yarın yok. Ama bu kamuoyunda bu toplum içinde her zaman olmaya devam edeceğiz.

Şimdi bizim bildiğimiz şudur yani Pir Sultan örgütlülüğü Alevi hareketinin dinamiğidir. Sürükleyicisidir ve yön veren bir kurumdur. PSAKD örgütlülüğü bir açıklama yaptığı zaman her herkes oturur onu dikkatlice dinler okur. Ve ona göre tavrını belirler filandı. Böyle bir belleyiciliği vardır. Şimdi, burada PSAKD genel merkezinin yapmış olduğu açıklamada dil bir kere çok kötü bir şekilde kurulmuş. Ve yani ne bileyim Yezidilik, Yezidi anlayış yani ezidilikten bahsetmiyorum. Yezid anlayışından bahsediyorum. Bizim Yezid anlayışı sevdalısı olduğumuzu filan dile getirecek cümleler var. Hepsini okumaya da gerek yok. Alevilere bu kadar yabancı mısınız? Filan gibi böyle sanki cümleler kurulmuş. Sanki biz bu olayın dışındayız gibi. Biz bu toplumu bilmiyoruz. Bu sevdamız nedir? Sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Gibi ya esasında Pir Sultan Örgütlülüğünün yapacağı açıklamanın içeriği değil. Yani bunu otur belki bir köşe yazısı olarak alabilirsiniz. Şahsınız olarak yani kendi şahsınızın görüşü olarak ortaya koyabilirsiniz. Kişisel görüşünüz olarak Facebook hesabınızda, Twitter hesabınızda paylaşabilirsiniz ama koskoca PSA Kültür Merkezi’nin genel merkez açıklaması bu şekilde olmaz arkadaşlar yani lütfen oturun bu açıklamayı PSA Kültür Derneği’nin yöneticileri olarak kendinizi tek tek bir okuyup yeniden bir değerlendirin. Ve hakikaten bizim açıklamamız çok da güzel öğretici, çok da akılcı, çok da yön verici filan diyorsanız, oturup bunu değerlendirelim. Biz eksik bakıyorsak, biz özür dilemesini biliriz arkadaşlar. Yani bunlar asla imtina etmeyiz. Çünkü yanlışsa yanlıştır.

Bakın, HDP ne yaptı arkadaşlar? Gelelim oraya. HDP ne yaptı? İç tartışmaları sağladık. Konuştuk, ettik. Ondan sonra haftalık basın toplantısı saatinde de parti sözcümüz çıktı, dedi ki “Bu bizim parti programımıza uygun değil. Bizim tutumumuz ve konuşmalarımız doğruydu. Eleştirilerimiz doğruydu ama gelinen noktada oyun çekimser olması doğru değildi. Hayır oyunun verilmesi gerekirdi” dedi. Şimdi bazı arkadaşlar da çok kısa şöyle bir baktım. Bazı arkadaşlar da bunu küçümsemişler, yani diyorlar aman geçti bu işi yani siz boş verdiniz. Siz bunu yapmadınız yapmanız gerekeni. Kimisi yöntemini eleştirmiş. Yani böyle mi açıklama yapılacaktı filan diye. A

rkadaşlar şöyle değil mi? Yani bir parti yaptığı bir işin öz eleştirisini veriyor. Yöntemi şöyledir, böyledir, ayrı bir konu. Ama netice itibariyle yaptığı bir işten dolayı öz eleştiri veren siyasi hareketler var mı Türkiye’de? Yani siyasi partiler açısından söylüyorum. Var mı? Yani herkes yaptığı hatanın hata olduğunu kabul etme, onun peşinde düşüyorlar yani. Ya anayasaya aykırı ama şöyle oy verdik diyor. Hala bu ve doğruluğu savunan partiler var arkadaşlar. Ama HDP Türkiye demokrasisi açısından önemli bir şey yapmıştır burada.

Oradaki çekimser oyunun doğru olmadığını, parti programına uygun olmadığını ve bundan dolayı da yanlış yapıldığını söylemiştir. Hayır oyu verilmesi gerekirdi demiştir. Şimdi bazı arkadaşlar bunu kıymetsiz buluyorlar, değersiz buluyorlar. Geçti diyorlar ya bu işin artık bir anlamı yok filan diyorlar. Niye? Bitiyor mu bu tartışmalar? Yani diğer bir ders sonra bugün tamamlandı mı? Türkiye’deki laiklik sorunu bugün açısından bitti mi? Ya da din devlet ilişkileri sona mı erdi? Bunlar önümüze tekrar gelmeyecekler mi? İşte partiler tekrar bu konularda yani bir daha meclisi bu konularla ilgili çalışma olmayacak mı? Ya da işte Türkiye’de yeniden anayasal yasalar yapılmayacak mı? Her şey burada mı bitecek yani? Şimdi bu yeni bir anayasa yapılacağı süreçte din devlet ilişkileri meselesinde bunlar gündeme gelmeyecek mi? İşte o zaman HDP’ye oturup şunu diyebileceksiniz. “Sen şöyle bir hata yaptın. Son hatanı da kabul ettin. Aynı hatayı tekrar yapmayacaksın herhalde.” Diyeceksiniz ya da HDP kendi kendine bunu diyecek. Ya ben böyle bir hata yaptım. Sonra bununla ilgili bir özür diledim. Yanlış olduğunu ifade ettim. Aynı yanlışa düşmeyin diyecektir herhalde. Bunun bir hükmü yok mu bu anlamıyla? Şimdi onlar diğer tarafta şöyle bir şey var.

Arkadaşlar bütün bunlara kabul. Ama bir taraftan da ya evet oyu veren Alevilerden en çok oyu alan ve evet oyu veren bir parti var ya. Parti var. Şimdi ilginç ben gördüm bazı işte paylaşımlarda. Liste yayınlamışlar. Diyorlar ki CHP’den yirmi iki milletvekili evet dedi. Öbürleri hayır mı dedi? Ya parti sahip çıkıyor zaten. Diyaneti biz kurduk diyor. Biz Diyanet’i diyor asla kapatmayız diyor ve Diyanet’i savunuyor. Bakın HDP açısından böyle bir şey yok. HDP’nin parti politikasında, parti programında diyaneti savunma değil, tam tersi kapatma ve başka bir şey önerme var. Şimdi Dolayısıyla bu iki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Eleştirilerde ve topuzun kantarını buna göre ayarlamak gerekiyor. Ya öyle bir şey yapmışlar ki CHP’yle biz aynı kefeye sokmuşlar eleştirilerini. Ya CHP’yle biz aynı bir tarafta parti programları diyanet kapatılmalıdır diyen bir partiyle öbür tarafta Diyanet’i biz kurduk ve asla kapatmayız diyen bir partiyi aynı kefeye sokmuşlar. Ve haksız bir şekilde, haksız bir şekilde yirmi iki milletvekilini hedef gösteriyor. Yani deniliyor ki bunlar evet oyu verdi. Sanki CHP Genel Merkezi hayır oyundan yanaydı. Sanki CHP genel merkezi Diyanet’e karşı çıkıyormuş gibi bu yirmi iki milletvekilinin isim listesini yayınlıyor ve bunlar evet oyu verdi diyor arkadaşlar. Arkadaşlar, bu burada bulunan yirmi iki milletvekiline haksızlıktır ya. Onlar parti programına uygun davranmışlar. Bakın HDP’nin on milletvekili parti programına uygun davranmamış.

HDP’nin  on milletvekili hayır oyu vermesi gerekirken çekimser kalmış, anlattığım gerekçelerle. Ama CHP’nin yirmi iki milletvekili CHP’nin parti programına uygun davranmış. Şimdi siz niye bu yirmi iki milletvekilini deşifre ediyorsunuz? Yazık değil mi onlara? Deşifre edecekseniz CHP Genel Merkezi’ni deşifre edin. Parti programlarını deşifre edin. Onu eleştirin. Sanki CHP hayır diyor da bu yirmi iki milletvekili evet demiş gibi bir tavır sergileniyor yani. O yirmi iki milletvekiline ayıptır yani. En azından onlara yönelik bir ayıptır bu. Bu doğru değil arkadaşlar. Bu anlamıyla CHP’yle HDP’yi Diyanet konusunda aynı kefeye sokamazsınız. Aynı derecede değerlendiremezsiniz. Aynı ölçülerde kıyaslayamazsınız. Parti Programlarına bakmadan bunu bu şekilde değerlendirmek de doğru değil arkadaşlar. Ben bütün bunları söylüyorum ve diğer taraftan şunu ifade edeyim arkadaşlar.

Biz çekinmeden, korkmadan, cesaretle Alevi toplumunun temel taleplerini Alevi toplumunun demokratik taleplerini bu kürsülerde bugüne kadar yaptığımız gibi bugünden sonra da haykırmaya devam edeceğiz. Bunları savunmaya devam edeceğiz. Diğer bir konu da şu. Yani bugün Alevi toplumunun taleplerine sahip çıkan partiye Alevi kurumlarına ne kadar sahip çıkıyor? Bir de buna bakmak gerekiyor. Bunun da siyasette belirleyici bir unsur olduğunu bilmemiz lazım. Şimdi burada çok net bir durum var.

HDP’yle CHP’yi kıyaslamak gerekiyor yani Alevi toplumu bugün en çok siyaset yaptığı ya da en çok tercih ettiği iki parti. Tabii ki burada kıyaslama yaparken CHP’nin kat kat üzerinde oy aldığını HDP’den gerçeğini de görmemiz gerekiyor. Şimdi burada şu haksızlık değil mi? Diyanet kapatılmalı diyen Alevi toplumunun, Alevi kurumlarının yıllarca demokratik mücadele yöntemleriyle kamuoyunu dile getirdikleri, mücadeleleri ve taleplerin tamamını kabul eden bir siyasi parti varken HDP bunu yapar iken HDP’ye mesafede durmaya devam edip CHP’nin her türlü işini ve işlemini savunan her zaman onun yanında olan her türlü ona koşturan bir Alevi kurum anlayışı uygun mu? Bunu nereden çıkartıyorsunuz diyebilirsiniz. Çok basit.

Biz bir deklarasyon açıkladık on bir maddeli. Kaç Alevi   kurumu geldi? Kaç Alevi Kurumunun başkanı, temsilcisi katıldı? Davet ettik. Bir de CHP’yle birlikte altılı siyasi parti açıklama yaptı. Bir de oraya gidenlere bakın. Şimdi kıyaslama. Bu önümüzdeki pratiklerdir bunlar. Şimdi bunları bu pratiklere baktığınız zaman işte burada o zaman şunu diyorsunuz. Ya, Alevi kurumları taleplerinin peşinde ne kadar duruyorlar ki? Alevi kurumları taleplerine sahip çıkanları ne kadar destekliyorlar ki? Alevi kurum Alevi kurumları sahiplenen, kendileri sahiplenenleri ne kadar sahipleniyor ki? Böyle bir şey var mı? Hiç böyle bir şey yok.

Şimdi ondan önce de bu başka soruları da akla getiriyor. Tabii bizim bütünüyle, bütünüyle, tutumumuz bundan ibaret değil. Yani Alevi kurumları istediği kadar CHP’nin kapısında sıraya dizilsinler.

Biz yine Diyanet konusundaki demokrasi konusundaki, laiklik konusundaki tavrımızı sürdüreceğiz. Bu bizim parti programımızdır, var olma ilkemizdir. Bizim oluşturduğumuz ilkelerdir bunlar. Demokrasi bakış açımızdır bunlar bizim. Dolayısıyla Alevi kurumlarının bizi destekleyip desteklememesiyle doğru orantılı değişecek şeyler değildir.

Ama ya bütün bunların yanında da ya hep biz insanız yani sonuçta düşünüyoruz değil mi yani? Yani bu.. bu teraziyi de tartıyoruz yani. Bu tavırları da teraziye koyuyoruz ama yani. Şimdi burada dönüp Alevi kurumlarının ya bir aynaya bakması gerekir. Ya hakikaten ya. Bu biz bizim taleplerimizi savunan meydanlarda dile getiren parti programlarına koyan meclis kürsülerinde haykıran bir partiye biz ne kadar sahip çıkıyoruz? Şimdi göreceğiz. Bunu da göreceğiz. Tamam.

Eleştirdiniz, doğru yaptınız. İşte eksik yaptı. Neyse eleştirdiniz. Ve bu eleştirileriniz karşısında biz de HDP olarak oturduk kendi kurullarımızda tartıştık. Konuştuk ve dedik ki bu yanlıştır. Ve hayır oyu verilmesi gerekiyordu. Bunun yanlış olduğunu kabul ettik. Bu ne demektir bu kavram? Bir daha bunu böyle yapmayacağız anlamına gelir. Bir daha bu yanlış yapılmayacak anlamına gelir. Ben zaten özür ya da düzeltme ya da bu konudaki etkinliğini dile getirmek böyle bir şeydir. Peki aynısını siz Cumhuriyet Halk Partisi’nden talep ediyor musunuz? Ettiniz mi yani? Ya da şöyle bir şey söyleyeyim işte on bir maddelik deklarasyon açıkladık içerisinde Alevilik yok diye açıklama yaptınız. Doğru tepki gösterdiniz. Doğru, iyi de yaptınız, doğru da yaptınız.

Peki altı partinin ortak açıkladığı deklarasyonda Alevilik var mıydı? Oraya da bir şey söylediniz mi? Bir açıklama yaptınız mı? Arkadaşlar bunların hepsi izleniyor. Bunların hepsi takip ediliyor. Ve kantarın topuzunu ne kadar çok kaçırdığınız ne kadar söylediğiniz, sözlerdeki samimiyetiniz ve tutarlılığınız olup olmadığı da insanlar tarafından, siyasetçiler tarafından da izleniyor, halk tarafından da izleniyor. Ondan kaynaklı olarak da bazen vallahi tartışılıyor işte bütün bunlar yani. Dolayısıyla. Ve doğal olarak da sizin bütün bunlar karşısında kantarın topuzunu kaçıracak şekilde bize yönelik eleştirilerinize de insan insaf diyor yani. Hani bir oraya bak, buraya bak, bir yapılana bak, bir söylenene bak, yapılmayana da bak, söylenmeyene de bak. Yani bütün bunlar hepsi gözüküyor. Bunu bilmenizi isterim. Bunları söylerken bunları şunun için söylüyorum arkadaşlar. Bu yol yöntem doğru değil. Hakikaten bizim doğru bir yol ve yöntem tutturmaya ihtiyacımız var. Bunu Alevi Kurum başkanı olarak, geçmişte Alevi kurum başkanlığı yapmış birisi olarak söylüyorum. Hala o kurumların üyesi olarak söylüyorum. Meclis kürsüsünde Alevi kurumlarının her türlü demokratik taleplerini dile getiren onların sesi olmaya çalışan bir milletvekili olarak söylüyorum. Her şeyden önemlisi Alevi bir birey olarak bir Can olarak söylüyorum. Hakikaten bu yol ve yöntem doğru bir yol ve yöntem değil. Bunları gözden geçirmemiz ve düzeltmemiz gerekiyor.”

Ali KENANOĞLU

1 Nisan 2022 

akenanoglu

alikenanoglu.net
Başa dön tuşu