HDP’li vekiller Işık ve Kenanoğlu’ndan ‘Deprem Araştırma Komisyonu Raporu’na öneriler

Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’ üyesi olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Muazzez ORHAN IŞIK ve HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU komisyon raporunda yer almasını önerdikleri görüşlerini komisyon başkanlığına yazılı olarak sundular.

30 Ekim 2020 tarihinde İzmir’de yaşanan deprem sonrasında Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin katılımıyla 3 Kasım 2020 tarihinde kurulan komisyon son toplantısını 17 Mart 2021 tarihinde gerçekleştirdi. Bu süre zarfında birçok kamu kurum ve kuruluşundan, çeşitli sivil toplum örgütlerinden ve uzmanlardan görüş alan komisyon İzmir ve Elazığ’a düzenlediği ziyaretlerle de deprem çalışmalarını yerinde inceledi.

Işık ve Kenanoğlu’nun yazılı olarak sunduğu görüşler aşağıda yer almaktadır.


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığına

 

Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporunda yer almasını düşündüğümüz görüşlerimiz aşağıda sunulmuştur. 22/03/2021

 

 

 

 

 

 

 

Depremler ve doğal afetler dünyamızın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bilinmelidir ki doğa kaynaklı olan depremleri önlememiz mümkün değil ancak depremlerin bir doğal afete dönüşmesini engellemek bizim elimizdedir.

Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu ve Batı Anadolu diri fay hatları sebebiyle ülkenin büyük bölümü deprem riski taşımaktayken hem yerel hem de merkezi düzeyde bugüne kadar deprem konusunda gerekli hazırlıklar yapılmamıştır. Aksine kentsel alan her zaman ekonomik bir meta olarak görülmüş ve bu alan spekülasyonların yapıldığı, belirli kesimlerin zenginleşme, siyasi erklerin ise popülizm için kullandığı alanlar olarak görülmüştür.

En son “İmar Barışı” adı altında gerçekleştirilen ama özünde imar affı olduğu görülen düzenleme bu bakışın en somut göstergesi olmuştur. Bu yasa neticesinde tamamen mali kaynak yaratma hedefiyle deprem riski dahil olmak üzere diğer afetlerde yaşanabilecek can kayıpları hiç önemsenmeden ve bu hususta sorumluluk tamamen mülk sahibine bırakılarak usulsüz birçok yapı yasallaştırılmıştır. Bu sebeple ileride gerçekleşecek olan depremlerin afete dönüşerek acı ve yıkım yaşatmaya devam etmesi kaçınılmaz görülmektedir. Bu kapsamda ruhsatlandırılan binalara özgü kapsamlı bir deprem uyum denetimi yapılması gerekmektedir.

Öncelikle, yer seçimi, yapı tasarımı, üretimi ve denetimi aşamalarında mühendislik biliminin, bilgisinin gerekleri tam olarak yerine getirilmeli, deprem ve afet planları geliştirilmeli, yapı stokunda gerekli mühendislik incelemeleri yapılarak riskli yapılardaki risklerin giderilmesi çalışmaları ivedilikle başlatılmalıdır.

 

Bu bağlamda;

 

Fay hatlarının önemi

Ülkemizde yıkıcı deprem üretebilecek fay hatları yakınında olan şehirlerde deprem dalgalarına odaklanıp binalarımızın yıkılması engellenebilir. Bunun için bir çanak anten gibi deprem dalgalarını belli bölgelere odaklayan yer altında bulunan sismik kaya topoğrafyasını ve sismik gaplerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmalar ise makrobölgeleme kapsamında yapılacak derin araştırmalar ile sağlanabilir.

Ülkemizde farklı kurum ve kuruluşlarca işletilen ve sayıları toplamda 470 olan sabit GNSS istasyonlarının Harita Genel Müdürlüğü gibi bu konuda deneyimli bir kurumun çatısı altında birleştirilmesi, tek bir jeodezik ağa dönüştürülmesi, bu konuda kurum bünyesinde yetkin bir birim kurularak ülke çapında fay ve yer kabuğu hareketlerinin milimetre doğruluğunda ve 4 boyutlu olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi sağlanmalıdır. Bu sayede fay hatlarındaki olası sıkışma ve biriken enerjinin tespit edilerek ilgili farklı meslek disiplinleri ile birlikte risk değerlendirmelerinin yapılması, depremsellik hakkında kestirim yapılması ve bu sonuçların düzenli olarak yetkili kurumlarla paylaşılması, deprem öncesi eylem planı için son derece önemlidir.

Türkiye Diri Fay ve Deprem Tehlike Haritaları sürekli güncellenmeli; diri fay ve paleosismoloji çalışmalarına hız verilmeli, başta deprem olmak üzere diğer afetler için de risk haritaları hazırlanmalı bu çalışmalar kamu tarafından desteklenmelidir.

Emlak Konut ve TOKİ tüm imkanlarıyla diri fay deformasyon ve sakınım zonlarında, dere yataklarında, aktif ve önlenmesi teknik olarak mümkün görülmeyen heyelan, kaya düşmesi alanlarında, tıbbi jeolojik maruziyet alanlarında, havza bazlı taşkın yönetim planlarındaki sel ve taşkın dönüşüm projeleri üretilmesine yönelik çalışmalar yürütmeli, ayrıca dar gelirli toplum kesimlerin barınma sorunun çözen yaklaşımlara öncelik verilmelidir.

 

Jeofizik alanı

İster parsel bazında olsun ister imara esas çalışmalar da olsun depreme dayanıklı bina tasarımı için yapılacak zemin araştırmalarında yanlış bir metodoloji izlenmektedir. Ülkemizdeki uygulamalarda zemin araştırmalarının yapılacağı bölge için sondaj ve jeofizik çalışmalar birbirinden bağımsız olarak planlanmakta ve daha çok prosedürü yerine getirme edası ile yapılmaktadır. Zemin araştırmalarında yapılması gereken öncelikle inceleme alanında bulunan birimlerin düşey ve yanal yönde değişimleri ile zayıf zemin barındıran ve zemin-kaya geçişleri ile heterojenlik oluşturan alanların jeofizik araştırmalarla görüntülenmesi ve haritalanması olmalıdır. Elde edilen jeofizik görüntülere göre zayıf zemin ve zemin kaya geçişleri olarak gözlenen yerlerde sondajlar yapılarak yeraltı yapı kesiti daha sağlıklı olarak çıkarılabilir. Bu metodoloji ile yapılacak bir inceleme sonrası ve planlama aşamasında hangi alanların imara ne şekilde açılacağı, planlama kriterleri hangi alanda ne şekilde planlama yapılıp yapılaşma koşullarının nasıl olması gerektiğine güvenli şekilde karar verilebilir.

 

Yer seçimi

Binayı yıkan depremin dinamik parametreleridir. Bu parametreler Jeofizik Mühendisleri tarafından hesaplanmaktadır. Depreme dayanıklı yapı tasarımı için zemin etütlerinde mutlaka Jeofizik Mühendisliği çalışmaları olmalıdır.

Bir doğa olayı olan deprem ve afetlerin en az zararla atlatılmasının bir bileşeni yer seçimi, yapı tasarımı ve üretimi aşamalarında mühendislik biliminin gerekleri ve denetimi tam olarak yerine getirilmesidir. Diğer önemli bileşeni ise eğitimdir. Toplumun her kesimini içine alacak şekilde insanlarımız, deprem ve doğal afetler öncesinde, anında ve sonrasında yapılması gereken hususlar hakkında bilinçlendirilmelidir.

Uydu teknolojilerinin gelişmesi ile yeryüzündeki küçük değişimlerin izlenmesi ile faylar üzerinde biriken gerilimler belirlenebilmektedir. Harita mühendislerinden bu konuda yararlanılmalıdır. Sıvılaşma, heyelan gibi ikincil unsurlar için detaylı haritalar çıkarılmalıdır. Şehir plancılar bu haritaları kullanarak okul, hastane, kamu binası gibi yapıları nerelere yapacaklarına karar vermelidirler.

 

İmar planları

İnsanlarımızın depreme dayanıklı binalarda yaşaması, can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi için, imar planına altlık teşkil edecek jeolojik-jeofizik-jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim yerleri belirlenmemelidir.

İmar Yasası, Yapı Denetim Hakkında Yasa, Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa, 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasa ve ilgili tüm yasa ve bağlı yönetmelikleri afet risklerinin azaltması ve kamu yararı ilkeleri gözetilerek yeniden düzenlenmelidir. İmarsız ve ruhsatsız yapıların yoğunluklu olduğu kentlere ilişkin belirli bir zamanda bitecek şekilde imar planı düzenlenmeli ve uygulanmalıdır. Bu düzenleme ve uygulamalarda “toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı” ve engellileri yok saymayan “evrensel tasarım” ilkesi gözetilmelidir.

Deprem bölgelerinden başlayarak Çevre Düzeni ve İl Gelişim Planlarında kentsel riskler ve afet riskleri belirlenmeli, azaltılmaları yönünde acil önlemler alınmalı ve bu önlemlere göre bütün Çevre, Nazım ve Uygulama İmar Planları düzeltilmelidir.

Normal koşullarda kentin nefes almasını sağlayan açık ve yeşil alanlar, deprem riskli yerleşmelerde deprem sonrası müdahale amacıyla ilave fonksiyonlar yüklenecek yoğunlukta tasarlanmalıdır. İlkyardım ve kurtarma ekipmanlarının bu yerlerde konumlandırılması da gerçekçi bir tedbir olacaktır.

Ekonomik açıdan çok önemli olan tarım alanları imara açılmamalıdır.

Makro ve mikro belgelendirme kapsamında imara açılacak alanlarda yüzeysel ve gömülü tüm fay (kırık) hatları yapılacak jeofizik çalışmalar ile detaylı şekilde görüntülenmelidir.

102732 Plana Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Etüd Genelgesi genişletilerek revize edilmeli ve tam uygulanması sağlanmalıdır.

 

Kaçak yapılar

Depremlerin afete dönüşmemesi ve büyük acıların yaşanmaması için, %60`ı kaçak veya kurallara aykırı yeterli mühendislik hizmeti almadan yapılan binalar incelenmeli gerekli önlemler alınmalıdır. İnsan yaşamını risk altına alan binalar yıkılmalı ve buralarda yaşayan yoksul hanelere depreme dayanıklı sosyal konutlar yapılmalıdır.

Ada ve parsel bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir. Riskli alanlar imara açılmamalı, bilimsel normlara dayalı yer seçimi yapılmalı, niteliksiz yapı üretimi engellenmelidir.

İmar affı olarak da bilinen 3194 sayılı Kanun`un geçici 16. maddesinden yararlanan tüm yapıların depreme dayanıklılığı kamu tarafından kontrol edilmeli, yeterli şartları sağlamayan yapıların yapı kayıt belgeleri iptal edilerek yapılar yıkılmalı, vatandaşlara paraları iade edilmeli ve barınma hakkına yönelik güvence sağlanmalıdır.

 

Kentsel dönüşüm

Kentsel dönüşüm projeleri, depreme dayanıklı güvenli yapılaşmanın olduğu kentlerimiz yerine, kentsel imar rantlarına dönüştürmenin bir aracı durumuna gelmiştir. Mevcut yapı stokları incelenerek, yönetmeliklere uygun olmayan, deprem güvenli olmayan yapıların bulunduğu alanlarda, insanlarımızın güvenli yaşamını sağlayacak rant odaklı olmayan kentsel dönüşüm projeler için yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Sağlıklı ve yaşanabilir bir kentsel çevre oluşturulabilmesi için, kent planlama disiplini içinde geliştirilmiş olan tüm planlama ilkeleri ve kuralları, planlama disiplininin bir parçası olan kentsel dönüşüm uygulamaları açısından da vazgeçilmezdir. Bu nedenle, geliştirilen tüm projelerde, kamu yararı ilkesine ve planlama ilkelerine ayrımsız biçimde uyulmalıdır.

Geliştirilen projelerde ekonomik, toplumsal, fiziksel, doğal ve çevresel koşullar birlikte ele alınmalı, proje alanlarına yönelik planlama kararları kent bütününe yönelik kararlardan koparılmamalı, ayrıştırılmamalı, üst ölçekli plan kararlarına aykırı uygulamalardan kaçınılmalı, projeler başta ulaşım kararları olmak üzere, olası çevresel etkileri analiz edilerek, kent planı ile bütünleşik olarak ele alınmalıdır.

Kentsel dönüşüme konu edilen alanlar ve yapılar açısından, tüm tarihsel birikimi ve kültürel zenginliği ortadan kaldıracak yıkım ve yeniden yapma dışındaki seçeneklerin; koruma, yenileme, iyileştirme, güçlendirme ve canlandırma seçeneklerinin öncelikle araştırılması ve tartışılması sağlanmalıdır.

Dönüşüm projesine konu olan alanların yeniden yapılanmasında; konut alanlarının sağlıklı bir yaşam alanı niteliğine kavuşması için, sosyal ve teknik altyapı tesisleri ile çalışma alanlarına yönelik kararlar birlikte ele alınmalı, kentsel sosyal donatılar standartlara uygun olarak geliştirilmeli, teknik altyapının ve sosyal donatı tesislerinin konutlarla eş zamanlı biçimde kullanıma geçmesi sağlanmalıdır.

Projeler temelde rant artışını değil, can güvenliğinin sağlanmasını ve yaşam düzeyinin yükseltilmesini amaçlamalı, kentsel dönüşüm projeleri ayrıcalıklı imar hakkı sağlama aracı olarak kullanılmamalıdır. Bu kapsamda tüm yapılaşmalara yönelik güçlü, kamusal yapı denetim sistemi yaşama geçirilmeli, uygulama sonucu oluşan rant artışları doğrudan kamuya kazandırılmalıdır.

Projelerin uygulanması hiçbir koşulda yaşayanlar açısından sosyal bir yıkıma neden olmamalı, konut dokunulmazlığı ve barınma hakkı ilkeleri, kiracıları da kapsayacak biçimde kamusal güvence altına alınmalıdır. Barınma hakkı sahipliği; mülkiyet belgesinden bağımsız, sağlıklı bir yaşam çevresi içinde, çağdaş, yaşanabilir konut hakkı olarak kabul edilmelidir.

Projelere doğrudan kamusal kaynak aktarımı da yapılarak, konut edinme koşulları proje alanında yaşayanların ödeme gücü oranında düzenlenmeli, uygulamaların tüm kesimler açısından dışlama ve tasfiyeye neden olması önlenmeli, olası geri ödemeler iskân sonrası başlatılmalıdır.

Proje alanında yaşayan ve projeden etkilenenlere mevcut konutundan daha küçük, daha niteliksiz, daha düşük sınıfta konut verilmemeli, diğer yandan bu amaçla yapılacak düzenlemeler haksız borçlandırma gerekçesi yapılmamalıdır.

Dönüşüm projelerinden etkilenen tüm kesimlere ayrımsız biçimde, projenin başlangıcından sonuçlanmasına dek, güvenli ve sağlıklı yaşam olanaklarına sahip geçici iskân olanakları yaratılmalı ya da günün koşullarına uygun kira yardımı yapılmalıdır.

Mevcut kullanıcıların gerçekleşecek dönüşüm sonucunda aynı alanda yaşamlarını sürdürebilmesini olanaklı kılacak, ortak giderleri karşılamaya yönelik, sürdürülebilir, gelir yaratıcı olanaklar yaratılmalıdır.

Dönüşüm projelerinde, yerel kimliği ortadan kaldıran tek tip mekân üretiminden kaçınılmalı, kentsel mekânı parçalayan ve ayrıştıran uygulamalara son verilmeli, yerelin özellikleri ve özgünlükleri mutlaka korunmalı, toplumsal yaşam ve kültürel değerler dikkate alınmalıdır.

Dönüşüm projeleri hiçbir koşulda doğal, tarihi ve kültürel değerlere zarar vermemeli, yaşamın gerçek sigortası olan ormanlar, meralar, sulak alanlar, kıyılar ve tarım alanları gibi doğal varlıklar yapılaşma dışı tutulmalı ve mutlak biçimde korunmalıdır. Bu niteliğe sahip alanlarda dönüşüm projeleri doğal, tarihi ve kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi çabasının bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Zemin yapısı nedeniyle risk taşımayan, yalnızca yapı güvensizliği ve kentsel mekânın niteliksizliği nedeniyle dönüşüm projesine konu olan yerlerde, proje alanında yaşayanların uygulama sonrası yine aynı bölgede yaşaması mutlaka sağlanmalıdır.

Zemin yapısı nedeniyle risk taşıyan ve yapılaşmaya kapatılması gereken bölgelerde yaşayanların, iş olanakları ve ulaşım koşulları dikkate alınarak gerek geçici iskân aşamasında ve gerekse uygulama sonrasında yakın çevrede iskân edilmesi sağlanmalıdır.

Proje sürecinin tümüyle hesap verilebilir ve şeffaf olması sağlanmalı, sürecin tamamında projeden etkilenen toplum kesimleri bilgiye kolayca erişebilmeli, proje yönetiminde, komşuluk ilişkilerinin yeniden oluşturulması aşamasında söz ve karar sahibi olmalı, proje alanlarının belirlenmesinde ve uygulamanın her aşamasında, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin görüş ve önerileri alınmalıdır.

Mevcut konut durumuna ilişkin dayanıklılık, değer, sahiplik ve kullanım dökümleri yapılmalı, kent genelinde, mülkiyet analizleri ile birlikte kentsel dönüşüm planlarına altlık teşkil edecek şekilde taşınmaz malların genel envanterleri çıkartılmalıdır.

Kentsel dönüşüm için bütçeden daha fazla miktarda pay ayrılmalı ve sosyal adaleti gözeten kamucu bir dönüşüm anlayışı ile kentsel dönüşüm çalışmalarına hız verilmelidir.

Sonuç olarak, kentsel dönüşüm konusu sadece mekân düzeyinde ele alınamaz. Dönüşüm sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalıdır. Aynı zamanda kentsel yenileme ve dönüşüm konusu geleceğe yönelik toplumsal bir öngörünün oluşturulması ve yönetilmesi süreci olarak değerlendirilmelidir. Özellikle kırsal bölgelerde artçı depremlerle bile yıkılan dayanıksız yapıların revizyonu için bir planlama yapılmalıdır.

 

Afet yönetimi

Afet öncesinde ve afet sonrasında Coğrafi Bilgi Sistemlerinden etkin bir şekilde yararlanılmalı, depreme dönük ve Türkiye çapında her bir vatandaşın ve tüm kamu kurumlarının erişimine açık bir mekânsal bilgi sistemi kurulmalı, kitle kaynaklı haritacılık ile vatandaşın da sisteme veri girebilmesine olanak verilerek halk bu sürecin içine katılmalıdır.

Sağlıklı bir afet yönetimi yaklaşımı ön koşuldur. TMMOB ye bağlı ilgili Meslek Odalarının meslekî ve kamusal sorumluluğu olan afet yönetimi ve hasar tespitleri konusunda işbirliği yapılmalıdır. Depremde ilkyardım ve acil sağlık hizmetleri çok yaşamsal olmaktadır. Bu konuda TTB ile işbirliği yapılarak gerekli ekipler kurulmalı ve tatbikatlar önceden yapılmalıdır. Olağandışı ve Acil Durumlarda Sağlık Hizmetleri için ayırılan bütçe ve kadrolar arttırılmalıdır.

Deprem durumunda “Kriz Yönetimi ve Koordinasyonu” için görevli kurumlar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği geliştirilmelidir. Kriz yönetimi ve koordinasyonu için; saha birimleri, lojistik birimleri, bilgi işlem kayıt birimleri, yardım ve destek birimleri, iletişim birimleri, sağlık ve hukuk birimleri, güvenlik birimleri ve bütün olarak bunların koordinasyonu bu kriz yönetiminin bileşenlerini oluşturmalıdır

Bu bağlamda daha önce Meslek Odaları tarafından hazırlanan raporlarda ve bildirilerde defalarca vurgulandığı gibi, afet yönetimi ile ilgili olan bütün kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapma ve koordinasyon sağlama ilkesini esas alan çağdaş ve bilimsel ilkelere uygun yönetim sistemi kurulmalıdır.

Afetler ve Dönüşüm Fonu oluşturulmalı, merkezi ve yerel yönetimler bütçelerinin belirli bir bölümünü depreme yönelik projelere ayırmalıdır. İller Bankası, TOKİ, Emlak Bankası ve 6306 sayılı yasa kapsamında oluşturulmuş olan “Dönüşüm Projeleri Özel Hesabı” bütçeleri birleştirilerek “Afetler ve Dönüşüm Fonu” adı altında yeniden yapılandırılmalıdır. Afetler ve Dönüşüm Fonu yalnızca kamu yararı için kullanılmalıdır. Fonun amaçları dışında başka işler için kullanımı engellenmeli ve fon kaynakları halka kullanım dışında kullanımlar için yasaklanmalıdır.

Yapılar için afet kimlik belgesi oluşturulmalı, her binanın deprem risk katsayısı belirlenmeli, DASK başta olmak üzere binaların depreme karşı güvenli olup olmadığı o binaya dair her işlem esnasında sorgulamalı, yüksek riskli tespit edilen binalarda tapuya şerh düşülerek alım-satıma kapatılmalı ve yıkım süreçleri başlatılmalıdır. DASK kapsamında olmayan bina kalmamalıdır.

Afet İşleri Bakanlığı kurulmalıdır. Yüksek riskli alanlardaki Büyükşehir Belediyeleri bünyelerinde, İlçe belediyelerde alt birimler kurulmalı bu merkezlerde Jeoloji ve Zemin Birimleri olmalı, bu kurumlarda çalışan insan kaynağı ve yöneticilerin afet/depremler konusunda yetkin olması ve zarar azaltma amaçlı çalışmalara yoğunlaşmaları sağlanmalı ve Yerel yönetimlerde başta Jeoloji Mühendisi olmak üzere mühendis, mimar ve plancı istihdamı zorunlu hale getirilmelidir.

Deprem sonrası konut ve barınma ihtiyacının hızlı bir şekilde karşılanması gerekir. Depremzedelerin yılları aşkın sürelerle kalıcı konutlara geçemediği birçok vakanın önüne geçmek için bu konuda zaman kısıtı yasal olarak konulmalıdır. Ayrıca hiçbir ekonomik gelir ve getirisi olmayan depremzedeler için bedelsiz konut imkânı sağlanmalıdır.

 

Denetimler

Vatandaşın Anayasal hakkı olan “can ve mal güvenliği” etik kurallardan yoksun olan, serbest piyasa koşullarına bırakılmamalıdır. Kamu hizmeti veren/vermesi gereken kuruluşlar birbirleriyle rekabet eder durumda olmamalıdır. Ülkemizdeki denetimsizliğin temel nedeni rant ilişkilerinin tekniğin, fen ve sanat kurallarının önüne geçmiş olmasıdır.

Günü kurtarmaya yönelik yönetim anlayışı, uzun vadeli programlar ve kalıcı önlemler geliştirememekte, afet sonrasında yaşanan felaketler ile maddi ve manevi kayıplar; kader, fıtrat olarak sunulmakta ve sonuçlarına yönetenler değil toplum katlanmak zorunda kalmaktadır. Bunların tekrar etmemesi için bilimsel, disiplinler arası koordinasyon ve denetim sistemimiz ülkemizin geleceği açısından yaşamsal değer taşımaktadır.

Özellikle deprem bölgelerindeki okullar, hastaneler, yurt ve lojman gibi kamu yapılarında ve kırsal bölgelerde yaşanan yıkım ve hasarlar, planlama ve yapı üretim ve denetim sistemimizin acilen gözden geçirilmesini olmazsa olmaz bir ön koşul olarak dayatmaktadır

3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 8. Maddesine eklenen 1ı) bendi ile rapor onay vizeleri kaldırılarak Meslek Odalarının denetleme yetkisi kaldırılmıştır. Bu değişiklik; mühendislik hizmetlerinin mesleki ve teknik esaslara ve ülke yararı doğrultusunda verilmesini engelleyici bir düzenlemedir. Kamu yararı açısından Odaların mesleki denetimini kaldıran bu değişikliğin düzeltilmesi kamu yararına olacaktır.

Sağlıklı işleyen bir sistemde planlama, projelendirme, üretim ve denetim hizmetlerinin birbirinin olmazsa olmazı ve tamamlayıcısı olduğu gerçeğinden hareketle başta İmar Kanunu olmak üzere Yapı Denetim Kanunu, Kentsel Dönüşüm Kanunu ve ilgili tüm Kanunlar ve bağlı yönetmelikleri kamu yararı ilkesi gözetilerek ve bütüncül bir anlayışla yeniden düzenlenmeli, topyekûn bir seferberlik ile hayata geçirilmelidir.

Mevcut Yapı Denetim Yasasının öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; uzmanlık ve etik değerlere sahip yapı denetçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli hayata geçirilmelidir. Bu modellemede yurt dışında bazı ülkelerde uygulanmakta olan bağımsız yapı denetçiliği veya sigorta eksperliği gibi yöntemler ülkemizin özgün koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Mesleğinde tecrübeli ve etik değerlere sahip mühendis ve mimarların görev üstlenmelerini sağlayabilmek için, meslek odalarının anayasal hakkı olan “belgelendirme yetkisi” Bakanlık tarafından kabul edilmeli ve bu çerçevede gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır.

Sistemin sağlıklı işlemesi için gerek yapılar gerekse yapı üretim sürecinde sorumluluk üstlenenler için sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

Kamu/özel ayrımı yapmaksızın tüm yapılar, Yapı Denetim Sistemi kapsamına alınmalıdır.

Yapı denetiminde denetim alanları için, Proje ve yapı Denetçisi elektrik mühendisi, makine mühendisi ve mimarların denetleyebilecekleri inşaat alanı sınırı azaltılmalıdır.

Yapı denetiminde jeolojik etüt ve kontroller mutlaka olmalıdır. Jeolojik kontrol ve sorumlu jeoloji mühendisinin imzasının olması şartı getirilmelidir.

Kamu spotları hazırlanarak halkımız yapı denetim konusunda bilinçlendirilmeli ve toplumsal farkındalık artırılmalı, uzun vadede yapı denetim kültürünü oluşturmak için meslek odaları ile ortak çalışmalar yapılmalıdır.

Mevcut yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak; yapı ruhsatına esas olacak tüm projelerin ruhsat öncesinde kendi meslek alanındaki fenni mesullerce kontrol edilmesi, bu kontrollerin yapıldığına ve fenni mesuliyetlerinin üstlenildiğine ilişkin hizmet satın alma sözleşmesinin ilgili idarelerce mutlaka aranması, yapı yapım sürecinin bilimsel ve teknik yönden ve yine ilgili meslek mensubu tarafından eksiksiz denetlenmesi ve ülke düzeyinde uygulama birliğinin sağlanması gerekmektedir.

 

Diğer öneriler

Okullarda, hastanelerde, otellerde, fabrikalar ile çok kişinin çalıştığı iş merkezleri ve kamu kurumlarında depreme hazırlık eğitimi verilmelidir. Öğretmen, İmam, Polis, Sağlık Emekçileri için zorunlu ve kapsamlı bir deprem ve afet durumu eğitimi verilmelidir. Üniversite öğrencilerine ve askerlere depreme hazırlık ve farkındalık eğitimi verilmelidir.

Deprem oluşturacak gömülü veya yüzeyde gözlenen tüm unsurların fay, yanardağ ve gerilim bantları gibi, araştırılması ve iyi şekilde tanımlanması gerekmektedir.

Erken uyarı sistemleri kurularak şehre verilen elektrik ve doğalgazın otomatik kesilmesi, metro gibi hareketli raylı sistemlerin durdurulması sağlanmalıdır.

Engelli bireylerin afet ve acil durum risklerine karşı bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması için, anaokullarında temel afet eğitimi de dahil, yerel düzeyde afet ve acil durum yönetim sistemine entegre edilmesi sağlanmalıdır.

Özellikle nüfus yoğunluğu yüksek olan şehirler için sismograf (ivme ölçer) izleme ağı kurulmalıdır.

Riskli alanlardaki binalar incelenerek tamamen göçecek veya ağır hasar alabilecek binalar belirlenmelidir.

Kamu yararı ve deprem kuşağında yaşayan ülkemizde birçok problemin çözümü için harita/geomatik mühendislerinin kamudaki kontenjanları artırılmalıdır.

Açık veri olgusu desteklenmeli, ülke güvenliği ile ilgili olmayan ve kişisel veri içermeyen tüm veriler (meteoroloji, ulaşım, enerji, planlama, altyapı, jeoloji, tektonik, ekonomik vb.) kamu yararı için açık ve ücretsiz hale getirilmeli, şeffaflığın sağlanmasının beraberinde üniversitelerin ve özel sektörün yeni çalışmalar ve geliştirmeler yapabilmesinin ve verinin özgür olmasının önü açılmalıdır.

Yerinde yapılan incelemelerde birkaç temel sorunla karşılaşılmıştır. Bunlardan birisi binalarda mülk sahibi olmayan depremzede kiracılar ve iş yeri çalışanlarının durumudur. Bir depremde, resmî kurumlarca yapılan kontrolde evi orta hasarlı ilan edilen mülk sahipleri, yüksek maliyetli onarım ve bina güçlendirme işine girmek yerine ve/veya bu güçlendirmeyi de yaparak ilk fırsatta burayı terk etmektedir.

Yaşanan bir depremde orta hasar alan bir binanın ikinci bir depremde yıkıldığı yaşadığımız Van depremi başta olmak üzere bütün depremlerde karşılaştığımız bir gerçektir.

Bu anlamıyla öncelikle binaların fiziki ve zemin durumu, yapım safhası ve kalitesini de gösteren bina kimlik kartı uygulamasına biran evvel geçilmelidir. Bina kimlik kartı tapuda ve belediyede ilgili binanın doyasına da işleneceği gibi binanın görünür bir yerine çakılmalı ve bu kimlik kartını kaldıran, kaldırtan veya bir sebeple ortadan kalkıp ta yerine yeniden çakmayan bina yönetimleri hakkında yasal yaptırımlar devreye sokulmalıdır.

Binaların orta hasarlı olarak ilan edilmesi maliyetten kurtarma, risk maliyetini azaltma gibi birçok sebepten dolayı yürürlükte tutulsa da tümüyle yeni bir depremde tabut görevi görecek ev tanımlamasına girdiği gerçeğini görmemiz gerekmektedir. Orta hasarlı bina tanımının zemine bakılmadan bina yapısına bakılarak karar verildiğini yapılan incelemelerde yetkililerin anlatımlarından dinlenilmiştir. Oysa birçok yerde yıkımların bina kalitesinden öte zemin zayıflığı yüzünden olduğu da görülmektedir.

Tüm pratiklerimiz ve yaptığımız uzman görüşmelerinde orta hasarlı bina tanımına giren binaların yaşanacak ilk depremde yerle bir olacağı gerçeği ile karışı karşıya olduğumuzu bilmemiz ve insanlarımızı bu evlerde tutmaya çalışmanın da bir cinayet suçu olduğunu bilmemiz gerekir. Binalar mutlaka zemin yapısına da bakılarak az hasarlı ve hasarlı olarak ikiye ayrılmalı orta hasarlı kavramı tümüyle literatürden çıkartılmalıdır.

Binaların yapı kullanma izin belgesi mutlaka belirli bir aralıkta yenilenmeli ve bu yenilenme işlemi vatandaşa yük getirmemeli ayrıca belediyelerinde bu işlemi bir gelir kaynağı olarak görmesinin engelleneceği bir yasa oluşturulmalıdır. Ruhsat yenileme işlemi belirli periyodun dışında yaşanacak bir deprem sonrası yenileme tarihi beklenmeden mutlaka yapılmalıdır.

DASK’ın binalar için yapılmasını zorlamak açısından emlak vergisine ilave edilmelidir.

1999 Düzce depremi sonrasında getirilen ve kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen özel iletişim vergileri ‘Afetler ve Dönüşüm Fonu’na aktarılmalı ve amacına uygun kullanımı sağlanmalıdır.

 

Sonuç yerine;

Komisyonumuzun başarılı bir çalışma ve sonuç raporu yayınlayacağına yönelik inancımız yüksektir. Ancak bütün mesele bu çalışma sonucunda elde edilen veriler ve sunulan önerilerin iktidar tarafından hayata geçirilip geçirilmeyeceğidir.

Bu komisyondan önce değişik yıllarda yedi farklı komisyon kurulduğunu ve hepsinin de iyi niyetle çalışma ortaya koyduğunu ve önemli tavsiyelerde bulunduğunu biliyoruz. Ancak bu önerilerin hayata geçirilmediğini tavsiyelere de yeterli hassasiyette uyulmadığını da biliyoruz.

Sorunun tespiti ve çözümü için öneriler oldukça kıymetlidir ancak bunları hayata geçirecek bir irade olmadığı zaman bu rapor da meclisin arşivindeki bir komisyon çalışması olarak kalmaktan öte bir işe yaramayacaktır.

Bu anlamıyla bu çalışmanın takibi ve devamlılığı açısından mecliste kalıcı bir “Afet Komisyonu” kurulması yerinde olacaktır.