Kenanoğlu: HES’lerin yenilenebilir enerji kapsamından çıkarılması gerekiyor

Hakların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nun “iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil ekonomi sürecinde fırsatlar ve tehditler” konulu toplantısına katıldı. Kenanoğlu toplantıda yaptığı konuşmada Paris İklim Anlaşması’nı iktidarın siyasi çıkar için onaylandığı ifade ederek söz konusu anlaşmaya uygun somut adımların atılması gerektiğine dikkat çekti. Nükleer santral inşalarından da vazgeçilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu konuşmasında son olarak Hidroelektrik santrallerin yenilenebilir enerji kapsamında değerlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledi.

Konuşma tutanak metni aşağıda yer almaktadır.


7.10.2021 tarihli SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU

Konuşmacı: ALİ KENANOĞLU Seçim Çevresi: İSTANBUL

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Evet, biz de sunum için teşekkür ediyoruz. Tabii, birtakım değerlendirmelere katılmadığımızı ifade etmek isterim yani bazı tahliller ve değerlendirmeler yapılırken örneğin tarihsel süreçten ele aldınız, Osmanlı’nın geri kalmasını can derdiyle açıkladınız. Matbaanın Osmanlı’ya girişini reddedenlerin herhâlde bu işte bir payı olması lazım yani bu sadece can derdi meselesi değil. Bence tam tersi, can derdi meselesi aslında bu bilimsel gelişmeleri ve bilimsel birtakım çalışmaları reddetmeyle birlikte oluşan bir sonuçtur, olayı tersinden aldığınızı söylemek istiyorum. Yani, dünyada ilk metrolardan bir tanesi Karaköy-Taksim arasında yapılıyor, Karaköy-Taksim arasında yapılan o metroya verilen fetvalarla sadece gayrimüslimler binebiliyor, bir de eşekler katırlar binebiliyor; bizim insanlarımız binemiyorlar, merdivenlerden çıkarak gidiyorlar, herhâlde bunun sorumlusunu da başka yerde aramamak gerekiyor. Bu tür süreçleri yaşamış Osmanlı yani bu geri kalmışlığın nedeni öyle can derdi falanla başlamamış, can derdi bütün bu süreçlerin sonucunda oluşmuş. Bu anlamıyla söylemek isterim.

Şimdi “Bu cep telefonları çıktı. dediniz ve bunların içerisinde bir şey vardı yani aslında dünyada ilk cep telefonlarından bir tanesini de biz üretmiştik, ASELSAN vardı ve dünyadaki ilk titreşimli cep telefonuydu ASELSAN’ınki. ASELSAN’a ne oldu, onu hep birlikte sormamız gerekiyor. Niye yok artık yani biz cep telefonu piyasasında niye yokuz, bunları da sormak gerekiyor. Hangi aklın sonucu yokuz bu piyasada?

Şimdi, tabii, bu Paris İklim Anlaşması, sizin sunumuzdan anladığım kadarıyla, bizim de değerlendirmelerimize göre Glasgow’da masaya oturmak için alelacele kabul edildi. Aksi takdirde, siz burada söylediniz “Yani, biz giriyoruz insanlar niye eleştiriyor?” yani girildiğini, imzalandığını eleştirenler olduğunu söylediniz. Biz burada, o eleştirileri Hükûmet yetkililerinden duyduk hep yani beş altı yıldır -en azından bizim görev yaptığımız bu üç yıldır- burada sürekli biz Paris İklim Anlaşması’nın Meclise getirilmesi gerektiğini söylediğimizde, burada iktidar yetkilileri, Bakanlık yetkilileri bunun uygun olmadığını, doğru olmadığını tam tersi onlar söylediler ama anlaşıldı ki bu işten kaçış yok ve Glasgow’da masaya oturmak gerekiyor, bunun için kabul edildi. Buradan şunu anlıyorum, aslında sizin de sunumda ifade ettiğiniz gibi: Türkiye de dâhil olmak üzere, bütün o gelişmiş Avrupa ülkeleri de dâhil olmak üzere kimsenin derdi doğa filan değil yani herkes ekonomik büyüme derdinde, gelişmiş Avrupa ülkeleri başta olmak üzere hatta. Herkesin derdi ekonomik büyüme ve ticari büyüme; kimsenin doğayı, canlıları, yaşamı falan savunduğu yok, kendi çıkarına gördüğü anda iklim anlaşması ya da buna benzer Kyoto Protokolü gibi birtakım süreçleri oluşturuyorlar, kapitalist ülke mantıkları da böyle çalışıyor.

Şimdi, bu anlamıyla, örneğin şunu söylediniz: “Ya, Fransa’da işte, Paris’in etrafında 50 tane nükleer enerji santrali var.” Şimdi, Avrupa’nın, Batı’nın buharı bularak sanayileşme devrine geçmesi ve oradan gelişmesi herhâlde bizim suçumuz değil yani onların kendi becerisi, başarısı ya da bilime verdikleri önemin sonucu. Şimdi, onlar gelişmişler, yapmışlar ve o zaman bu teknolojide bunları kurmuşlar. Şimdi, gelinen noktada şu anlaşılmış yani bir zamanlar da örneğin sigaranın sağlığa zararlı olmadığını savunan bir sürü çalışma vardı, yayın vardı ve savunma vardı. Şimdi, gelinen noktada artık bu tartışılmaz bir şekilde, nükleer enerjinin, nükleer santrallerin zararları ya da riskleri ortaya konmuş durumda. Şimdi, tüm bunların karşısında bizim şunu mu yapmamız gerekiyor: “Yani, ne yapalım, siz bu işle geliştiniz, zenginleştiniz ve doğayı kirlettiniz; şimdi de bizim bu hakkımız var yani bizim doğayı kirletme hakkımız var.” mı dememiz gerekiyor? Bunu mu dememiz gerekiyor yoksa yaşanılanlardan ders çıkararak onların yaptıkları kötülükleri devam ettirmeden bizim iyi şeylerden mi başlamamız gerekir. Bu önemli bir durumdur aslında çünkü insanlık yaşanılan tecrübelerin üzerine birikimle gelişir. Karşımızda bir tecrübe var ve bu sonuçta dünyayı, çevreyi, doğayı, bütün canlıları kirleten bir pratik var, bu pratiği şimdi biz mi alıp devam ettirelim? “Sıra bizde.” mi diyelim yani bu mu doğru bir şey?

Diğer taraftan da bu yenilenebilir enerji meselesini Türkiye’de değerlendirirken şunun altını çizmemiz gerekiyor arkadaşlar: Yenilenebilir enerji kapsamında Türkiye’de şu anda yüzde olarak en çok HES’ler var ve HES’ler artık yenilenebilir bir enerji değildir. HES’lerin yenilenebilir enerji kapsamından çıkarılması gerekir çünkü olduğu gibi bir beton yatırımıdır, zaten kuraklık karşısında da bunlardan verim de alınamıyor, buradan kaynaklı olarak hiç kimse HES’leri bir yenilenebilir enerji kapsamı içerisinde değerlendirip “Biz şu kadar yenilenebilir enerji üretiyoruz.” demesin, dememeliyiz yani. Bu HES’leri de bu kapsamdan çıkarıp gerçek anlamda bir yenilenebilir enerji tanımı yapıp, bunun üzerinden övünmemiz, yerinmemiz ya da hedef ortaya koymamız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.