Ormanları kimlerin yaktığını imara açanlardan biliyoruz!

 

HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2021 Yılı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuştu. Kenanoğlu, konuşmasında ÇED raporları yok sayılarak açılan maden sahaları sonucunda yaşanan doğa katliamlarından Alevilerin ibadet alanlarına yönelik olarak madencilik adı altında yapılan saldırılara, iktidarın şirketlerden yana olan çevre politikalarından orman yangınları sonrasında imara açılan alanlara kadar birçok konuya değindi.


ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bakanlığınızla ilgili olarak şunları ifade etmek isterim. Öncelikle ÇED raporları var, hani bu çevre örgütlerinin, köylülerin doğasına, coğrafyasına, suyuna yönelik birtakım projeler karşısında ellerindeki belki de tek dayanakları ÇED raporları ya da işte ÇED’le ilgili durum. Şimdi, burada baktığımız zaman ilginç bir şey görüyoruz yani Bakanlığınız bu tür konularda köylülerin yanında değil de şirketlerin yanında yer alıyor. Hani belki eleştirilere konu olsa bile örneğin Aile Bakanlığının kimi davalarda mağdur yanında müdahil olduğunu duyuyoruz, bazen haberlerden dinliyoruz, ki yeterli olmadığı ya da o konudaki politikaları da eleştirdiğimizi biliyoruz. Ancak yani sizin Bakanlığınızın bütün bu davalarda, bu süreçlerin hepsinde köylülerden, doğası, çevresi, suyu tahrip edilen insanlardan yana değil şirketlerden yana tavır sergilediğinizi görüyoruz. Bunu örnekleriyle ifade edebiliriz, şimdi bakıyoruz şirketler kapasiteyi eksik gösterip “ÇED gerekli değildir.” kararlarıyla faaliyetlerine devam ediyor ve bu konuda etkin bir inceleme yapılmıyor ki Sayıştay raporlarına girmiş bu. Diğer taraftan, bitişik ada, parseldeki işletme sahibi tek işletme sahibi olmasına rağmen ayrı ayrı müracaat edip muafiyet alıyor ve buradan işini yürütüyor. Mahkeme “ÇED gerekli değildir.” kararını iptal etmesine rağmen çalışmasına izin veriliyor, göz yumuluyor Samsun Çarşamba Ovası’nda olduğu gibi. Daha önce davalık olup Danıştay kararıyla durdurulan projeler yeniden başlatılıyor, Van Erciş Zilan Deresi’nde olduğu gibi. Diğer taraftan pandemiyi fırsata çevirip şirketler lehine, çevre ve doğa savunucuları aleyhine tavırlar sergileniyor yani inanılır gibi değil. Örneğin, Kaz dağlarında, orada hiçbir çıkarı olmayan, hiçbir maddi beklentisi olmayan insanlar sırf yaşadıkları doğayı, çevreyi korumak adına orada bir nöbet tutuyorlar kendilerince. Onlara pandemi nedeniyle, pandemi kurallarını ihlal ettiniz diye binleri bulan, on binleri, yüz binleri bulan, yüz binin üzerinde para cezası kesiliyor. Yani ne hikmetse bu virüs AK PARTİ mitinglerine hiç bulaşmıyor, oraya gidenlere hiç bulaşmıyor ama Kaz Dağları’nda nöbet tutan insanlara bulaşıyor.

Şimdi, her şeye rağmen yine ayağınıza takılan ÇED’i devre dışı bırakmak için acele kamulaştırma kararını da devreye sokuyorsunuz. Şöyle bir örnek var, bu ilginç yani 15 Şubat 2020’de yine basına yansımış bir ÇED vakası. Muğla’nın Yatağan Termik Santrali’ne kömür sağlayan bir köyden kömür çıkartılacak “ÇED Gerekli Değildir” kararı veriliyor, arkasından köylüler kararı dava ediyor, önce karar iptal ediliyor sonra köylüler aleyhinde temyiz ediliyor filan derken açıkçası mahkeme işlemi sürerken, daha henüz sonuçlanmamışken şirket Bakanlığınıza tekrar başvuruyor ve 2’nci bir ÇED Raporu süreci başlatıyor. Siz burada kimden yanasınız? Doğadan, çevreden mi yanasınız yoksa şirketlerden mi yanasınız? Aslında sorunun cevabı da uygulamalarda çok net bir şekilde belli oluyor.

Şimdi, diğer bir konu, belki burada hiç dile getirilmediğini düşündüğüm için söylüyorum Alevilerin ibadethaneleri var yani inanç, ziyaret yerleri var daha doğrusu ibadethane tanımı belki uygun olmayabilir ama ziyaret ettikleri yerler var, ibadet alanları diyebileceğimiz yerler var ve buralarla ilgili çok ciddi bir saldırı var, yani şöyle saldırı… İşte; Dersim Munzur Gözeleri, Halbori Gözeleri, Adıyaman Kömür Beldesi, Sivas Hafik Beykonağı, Antalya Abdal Musa gibi bunları sayabiliriz, şimdi, buralarda ne oluyor? Maden sahaları ilan ediliyor ve arkasından itiraz edildiği zaman Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna müracaat ediliyor, oradan da “Uygundur Raporu” geliyor filan dolayısıyla burada da bir saldırı söz konusu. Bu anlamıyla burada halkın beyanını ve onların değerlerini esas almak gerektiğini görmemiz gerekiyor.

Son olarak burada, çevre ve ekoloji savunucularına bir laf atıldı. Ben bunu şöyle cevaplandırmak isterim: Biz ormanları kimin yaktığını trollerin attığı “tweet”lerden değil yakılan ormanların söndürülmesini engelleyenlerden ve yakılan orman alanlarını imara açanlardan biliyoruz. Gerisi yapılan yolsuzluğu, haksızlığı, hukuksuzluğu, terör söylemleriyle tartıştırma, konuşturmama, kapatma, üstünü örtme yöntemidir.