Faizsiz konut ve araba vaadeden şirketlerin denetlenmesine ilişkin kanun teklifine muhalefet şerhi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu‘nda 17 Şubat 2021 tarihinde kabul edilen ve ilerleyen günlerde Meclis Genel Kurulu’na gelecek olan 2/3383 Esas Sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Meclis Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali KENANAOĞLU muhalefet şerhi düştü. Kanun teklifinin özü itibariyle faizsiz konut ve taşıt kredileri sağlayan şirketlerin düzenlenmesini ve denetlenmesini içerdiğini belirten Kenanoğlu, bu sistemde mağduriyet yaşayan kişilerin haklarının korunması açısından teklifin daha açık ve net tedbirler içermesi gerektiğini ifade ediyor.

Muhalefet şerh metni aşağıda yer almaktadır.


Genel Değerlendirme

Bu kanun teklifinin özü “Tasarruf Finansman Sistemi” denen usulde çalışan ve faizsiz taşıt ile konut kredileri sağlayan şirketlerin düzenlenmesi ve denetlenmesini içermektedir. Bu teklif ile söz konusu şirketler üzerinde BDDK denetimi sağlanacaktır. BDDK denetimi şirketlerin iç organizasyonundan finansman politikalarına ve tasfiyelerine kadar her alanda yetkili olarak işlevselleştirilmektedir. Bankacılık veya finansal aracılık işlevleri gören bu kuruluşların birçok açıdan bugüne kadar denetimsiz olması durumu bu yasal düzenlemeyi gerekli kılmıştır.

Yurttaşların bankalara ve finansman şirketlerine olan borcu sadece Şubatın ilk haftasında dahi 723 milyon lira artmış, 2019 yılında 590 milyar lirayken bugün, 836 milyar liraya yükselmiş durumdadır. İpotekli satışlar 2020 yılında yüzde 72 oranında yükselirken konut fiyatları da artmış durumdadır. Öte yandan devam edegelen ekonomik kriz ve korona salgını etkisiyle Türkiye genelinde konut satışları 2020 Aralık ayında geçen yıla göre yüzde 47 azalmıştır. Ekonominin genel durumu her anlamda krizin içerisinde iken piyasalarda güven tesis edilmemişken Türkiye’nin tasarruf sorununa bu finans modeli ile bir çözüm üretilemez.

Söz konusu kanun teklifinin ilgilendiği alanda bir düzenlemeye ihtiyaç olmakla beraber, tarihte benzer örneklerinin de yaşandığı gibi iktidarın bu tasarrufları kamu veya özel sektöre finansman sağlama amaçlı kullanma riskinin oluşacağı göz ardı edilmemelidir. Konut ve araç hayali kuran yurttaşlara faizsiz konut edinme taahhüdünde bulunan şirketlere çekidüzen verilmesi olumludur çünkü bankalarda kredisi olmayan yüzlerce vatandaş̧, çeki yazılmış̧, senedi yazılmış̧, kredi kartını ödeyememiş̧, cezaya düşmüş bütün vatandaşlar bu gibi kuruluşlara umutla bağlamaktadır.

Koronavirüs sürecinde Türkiye’de kredi borcu olan kişi sayısı 2,5 milyon kişi artarak 34 milyona yükselmiştir. Bu süreçte kredi kartı kullanıcısı sayısı Türkiye tarihinin en yüksek sayısı olan 27,5 milyon kişi olmuştur. Bireylerin bankalara olan toplam borcu 861 milyar TL iken toplam kredi hacmi 3,8 trilyon olmuştur. Bireysel kredi veya kredi kartı borcunu “ödeyememiş” gerçek kişi sayısı Ocak-Kasım 2020 dönemi için 641 bin 260 kişi olarak açıklanmıştır.

Önceki yılların borçluları dahil edilince Kasım 2020 itibariyle 3 milyon 471 bin 841 kişinin bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödeyememiş olduğu görülmektedir. Borçlu sayısındaki artışın bir benzeri de icra dosya sayısındaki artıştır. 23 milyona yaklaşan icra dosyaları nedeniyle milyonlarca yurttaşın sigortalı bir işe giremediği, sigortalı işe girdiğinde maaşına haciz konulduğu, üzerine herhangi bir menkul veya gayrı menkul alamadığı bilinmektedir. İflas, konkordato, haciz, icra gibi işlemlerle yüz yüze kalan milyonlarca kişinin ekonomik ve sosyo-psikolojik destek mekanizmalarına ihtiyaç duyduğu bir dönem yaşanmaktadır.

Katılım bankacılığı ve bu kanun kapsamında düzenlenen alan ise hem bankacılık işlevlerini içermektedir hem de halkın çeşitli dini, kültürel, ahlaki ve diğer nedenlerle karşıt olduğu “faiz” durumunu kullanmaktadır. Yoksulluk ve din üzerinden toplumun duygularını kullanılarak yurttaşların borçlandırılması anlayışının vücut bulduğu bu sistem, birçok açıdan ortaya çıkan sorulara cevap vermeksizin kanunlaştırılmaktadır.

Özellikle yoksul ve dindar yurttaşların duygularının istismarı üzerinden kurulu bir finansal sistem alanı kurgulanmaktadır. Bu teklif ile iktidar, yurttaşları doğrudan korumak yerine dolaylı olarak şirketler üzerinden geniş yetkiler elde ederek, kendi inisiyatifine almak suretiyle kontrol tercih etmiş durumdadır. Oysa bu alanda düzenleme hem yurttaşları doğrudan korumalı hem de anayasanın sosyal devlet ilkesini düzenleyen 2. maddesi ile yine Anayasanın konut hakkını düzenleyen 57. maddesi kapsamında yeniden gözden geçirilmelidir.

Finansal gücü yetersiz ve faiz hassasiyetinden dolayı bankalardan faizli kredi kullanmak istemeyen yurttaşlar açısından anayasal haklar ve mevcut ekonomik kriz bağlamında; gelir seviyesi yoksulluk sınırı altında olan yurttaşlara ücretsiz konut elde etme imkanı sağlanmalıdır. Ayrıca konut ve taşıt almak isteyenlere kamu tarafından ancak sağlayıcı kurumların devamını sağlayacak kadar sembolik faizler uygulanarak finansman sağlanmalıdır. Konut hakkının pazarlanması üzerinden yandaş kurumların yaratılması yurttaşların lehine değildir.

Geleceğinden kaygı duyan toplumlarda konut en önemli ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü kendilerini güvende hissetmeleri için öncelikli olarak ihtiyacını gidermek zorunda hissetmektedirler. Bununla bağlantılı olarak konut talebi artmakta ve bu yoğun talepten kaynaklı olarak da çok ciddi suiistimaller de yaşanabilmektedir. Çok farklı alanlarda kişi ve firmalar; insanların bu ihtiyacını ve toplumun bu alana yönelme durumunu kendi lehlerinde kullanmak ya da kötü niyetlerine alet etmek amacıyla kullanabilmektedir. Talep ve ihtiyaç sahiplerinin inançları gibi hassasiyetlerini suistimal etme gibi durumlar da ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de geçmişte ve yakın tarihlerde bu bağlamda birçok mağduriyetler yaşanmıştır. Farklı sektörde de olsa son olarak ‘Çiftlik Bank’ olayı bunun bariz örneklerinden birisidir. Yine İhlas Finans örneğinde olduğu gibi yüz binlerce insan İhlas Finans’tan dolayı mağdur olmuştur. Ancak AKP iktidarı bu mağduriyetlerin giderilmesine yönelik herhangi yapısal bir çözüm üretmediği gibi AKP döneminde İhlas holding ekonomik faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Yine Jet Fadıl olarak bilinen Fadıl Akgündüz, yerli otomobil projesiyle Türkiye’de hayal satmıştır. AKP döneminde otel inşaatı vaadiyle yurttaşlarımızı dolandırmış ve milyonlarca liralık yolsuzluk yapmıştır. Deniz Feneri Derneği, bağış̧ adı altında milyonlarca Euro’luk yolsuzluk yapmıştır. Yimpaş yolsuzluğunda da yine yurttaşların tasarruflarının amaca uygun kullanılmadığı açığa çıkmıştır.  Bu ve benzeri yapıların son kitlesel mağduriyeti “Çiftlik Bank” kapsamında olmuş ve mağdur eden asıl sorumlular herhangi bir yaptırıma maruz kalmadan kurtulabilmiştir. Özellikle bu kapsamdaki faillerin hem yasal boşluklardan yararlandırıldığı hem de korunduğuna yönelik çok ciddi vakalar yaşanmıştır.

Türkiye’de yolsuzluklar sadece tasarruf finans modelinde değil, konut satışlarında da yapılmaktadır. Türkiye’de bugüne kadar 300 bin kişi konut alırken nitelikli yalanlarla, hileyle dolandırılmıştır. Bu yolsuzluklar karşısında iktidar olayları görmezden gelerek vurgun yapanlara kayda değer bir yaptırım uygulamamıştır.

Zorlu ekonomik koşular ve faiz hassasiyetinden dolayı normal bankacılık sistem içerisinde tasarruflarını artıramayan, konut ve araç gibi gereksinimlerini karşılamayan yurttaşlarımız söz konusu kanun teklifine konu olan finansman şirketleri aracılığıyla ihtiyaçlarını giderme arayışına başvurmaktadırlar.

Bir ülkenin toplam tasarrufu o ülkenin kalkınmasını ve ekonomik büyümesini doğrudan etkileyen unsurlardandır. Tasarruflar ne kadar büyük olursa yatırımlar ve üretim de o kadar fazla olmaktadır. Ancak Türkiye’de tasarruf açığı tarihsel süreç içerisinde temel bir sorun olarak süre gelmiştir. Bu nedenle Türkiye’de eksik olması nedeniyle devletin ilgili kurumları önlem almaya çalışmış ve önlem paketleri geliştirmişlerdir. Bu anlamda, onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 dönemini, On Birinci Kalkınma Planı 2019-2023 dönemini kapsamaktadır. Gelişen ve yükselen ekonomilerin toplam tasarruflarının millî gelire oranı ortalama olarak yüzde 32,5; Türkiye isee yüzde 26,1’dir. 2020 tahmini de yine aynı şekilde Türkiye gelişmekte olan ülke ortalamalarının altındadır.

Faizsiz ev araba sağlama iddiasındaki firmalar, organizasyon katılım bedeli olarak yüzde 7 ile 12 arasında değişen bedeli vatandaşlardan istemektedirler. Sözleşmeler açısından firmalar arasında farklı farklı sözleşmeler vardır ve bu konuda da kanunda gördüğümüz eksiklerden biri her ne kadar “BDDK tarafından düzenlenir.” denilse dahi  yurttaşlar farklı sözleşmelerle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu nedenle BDDK’nın hazırladığı standart bir sözleşmenin bütün şirketlerde aynı şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Bütün şirketler tarafından aynı katılım oranıyla, aynı katılım şartlarıyla standart bir sözleşmenin yapılması tüketicinin korunması ve eşit rekabet açısından da fayda sağlayacaktır. Aksi halde hem tüketici açısından hem de finans kurumlarının sürdürebilirliğinin sağlanması açısından sorunlar yaşanması kaçınılmaz olabilecektir.

Bu düzenlemenin yapılacağı duyumu üzerine daha önce tahmini olarak 12 olan firma sayısı, Ticaret Bakanlığı kayıtlarından incelediğinde yaklaşık 45 tanesi doğrudan olmak üzere 100’e yakın firma kurulduğu görülmektedir. Bu da önümüzdeki süreçlerde söz konusu sektörün ekonomik döngünün içerisinde daha çok görüleceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle bankalarda olduğu gibi bu şirketlere ilişkin de şeffaf ve tüketiciyi gözeten düzenlemelerin yapılmasına olan ihtiyacı güçlü kılmaktadır.

Ancak bu anlamda güven sağlayıcı ve tam anlamıyla şüpheleri giderici bir düzenleme yapılmamaktadır. Örneğin tasarruf finansman şirketleri fon toplayacak ama toplanan fonları denetleyecek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu gibi bir sigortası bulunmamaktadır. Bugüne kadar bu sektörde yaklaşık 1 milyon yararlanıcının olduğu tahmin edilmekte ve net olmamakla birlikte mevcut araştırmalara göre şuanda  250 bin-350 bin arası yurttaşımız bu sisteme  üye olmuş durumdadır. Dolayısıyla bu tür fonların hukuki zemine oturtulması, halkın tasarrufunu güvence altına alacak bu sistemin oluşturulması gerekmektedir.

Bu anlamda bu kanun teklifi ile; finans kurumlarına başvuran kişilerle yapılacak sözleşmelerin çerçevesi bankalarda olduğu gibi bir standartta bağlanmalı ve tüketiciyi koruyucu hükümler açıkça belirlenmelidir.

Yasanın ikinci maddesinde TÜİK’in üretici enflasyon oranlarının, ölçü alınmasına son verilmekte ve BDDK’ye belirli bir oran düzenleme yetkisi tanınmaktadır. Bu oranın firmalara yapılan işlere (Konut, taşıt, vd.) özgü olup olmayacağı net olarak düzenlenmemiştir. Bu belirsizlik katılımcı yurttaşların menfaatini riske atmamalıdır. Ayrıca ikinci madde gerekçesinde belirtilen durumların hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin yurttaşların birikimindeki artış ve iade edilirken verilen miktar enflasyon oranlarının altında olmamalıdır.

Söz konusu kanunun 7. Maddesinde finansman kâr payı olarak geçen bedellerin şirketler tarafından ne zaman ve ne koşullarda kullanılacağı ve nereye aktarılacağı hususları ile 11. ve 20’inci maddelerde düzenlenen sektörde faaliyet gösteren firmaların, işleyişe aykırılıklarının internet aracılığıyla işlendiğinin tespiti halinde içerik ve yer sağlayıcılarına erişimin engellenmesi durumlarının açıklıkla düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Erişim engelinin BTK aracılığı ile mi yoksa savcılıklar aracılığı ile mi yapılacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bu ve benzeri uygulamalarda bir sorun da iktidarın vergi politikaları ile ortaya çıkmaktadır. Otomobillerdeki ÖTV oranının son fahiş artışı nedeniyle otomobil fiyatları fahiş bir artış göstermiş, bazı ürünlerde yüzde yüzü aşan artış olmuştur. Bu nedenle birçok yurttaş alım gücünün çok üzerinde bu ürünleri almaktan vaz geçerken sorun yaşamış bu kanun kapsamındaki firmalar ise planladıkları hizmeti sunamamıştır. İktidarın makro ekonomideki krizi, güvensizliği ve belirsizliği arttıran politikaları tasarruf sahiplerini ve firmaları zor durumda bırakmıştır.

Bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesi halinde sektöre gelecek olan ‘devlet güvencesi’ sayesinde sistemde yer alan kişi sayısında ve pazar payında artış olacağı görülmektedir. Dolayısıyla, bu teklif BDDK aracılığı ile şirketlere denetim yetkisi getirmekle birlikte mağduriyet yaşadığını belirten kişilerin haklarının koruması açısından da daha açık ve net tedbirlerin alması gerektiği açıktır.