Haber-DuyuruManşetSoru ÖnergesiTBMM FAALİYET

Kenanoğlu: Gölgesini kiraya veremediğiniz ağacı kesip sahasını madencilere veriyorsunuz!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2022 yılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bütçesi üzerine konuştu. Rant ve talan odaklı madencilik faaliyetleri üzerine konuşma yapan Kenanoğlu, iktidara yönelik olarak “Gölgesini kiraya veremediğiniz ağacı kesip sahasını madencilere veriyorsunuz!” dedi.

Konuşma tutanak metni ve videosu aşağıda yer almaktadır.


1.11.2021 tarihli PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU

Konuşmacı: ALİ KENANOĞLU Seçim Çevresi: İSTANBUL

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, bürokratlar; herkesi ve tüm hazırunu saygıyla selamlıyorum.

Ben, madenler ve madencilik üzerine bir konuşma yapacağım. Tabii, konuşmaları ve sunumu dinlediğimizde, bütün bunları başından beri dinlediğimizde topyekûn bir bakış açısı farklılığımız olduğunun net bir şekilde daha da ortaya çıktığını gördüm. Yani bir kere, “zenginlik” tanımı, madenlere bakış açısı, madenciliğe bakış açısı bir bütün olarak farklılık arz ediyor. Maalesef burada; ticaret, rant, para, altın odaklı bir bakış açısı var ve bir vahşi kapitalizm hikâyesini burada dinleyebiliyoruz. Yani gölgesini kiraya vermediğiniz ağacı kesip madencilere ruhsat sahası olarak veriyorsunuz, çok net bir şekilde de bunu burada görebiliyoruz. Dolayısıyla, bir sömürü düzeni söz konusu yani bu sömürü düzeni insanlar için değil sadece, doğa ve bütün canlı yaşam alanları için de geçerli olan bir sömürü düzeni ve komisyonlardan da biliyorum -ben Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonundayım- orada da bütün yasalar yapılırken şirketlerin talepleri esasına dayalı bir yasa hazırlığı yapılıyor, çalışma bütünüyle bunun üzerine kurulu. Oysa insanlar açısından da geçerli olan bir şey var; bu doğa, bu topraklar, bu ağaç, bu orman, bu su hepimizin, bizim açımızdan da geleceğimiz açısından da önemli şeyler ve korunması gereken şeyler yani tahrip edilmesi gereken değil ama maalesef, bütünüyle böyle bakış açısına sahibiz.

Şimdi, ülkenin farklı yerlerinden birkaç örnekler aktarmak istiyorum: Örneğin, Zonguldak-Bartın. Şimdi, buranın yüzde 72’si maden ruhsatına verilmiş yani ruhsatlandırılmış. Burada ormanlık alanların yüzde 64’ü, korunan alanların yüzde 71’i, önemli doğa alanlarının yüzde 61’i, tarım alanlarının yüzde 66’sı madenlere ruhsatlandırılmış, Zonguldak-Bartın sahası bütünüyle.

Şimdi, diğer taraftan, bakıyorsunuz Eskişehir, başka coğrafyamızda, başka bir yer. Eskişehir’in yüzde 71’i, orman alanlarının yüzde 53’ü, korunan alanların yüzde 59’u, önemli doğa alanlarının yüzde 76’sı, tarım alanlarının yüzde 66’sı madenlere tahsis edilmiş; bu da Eskişehir’den bir manzara.

Afyon’a gelecek olursak, Afyon’un yüzde 52’si, ormanlarının yüzde 50’si, korunan alanlarının yüzde 45’i, önemli doğa alanlarının yüzde 36’sı, tarım ve mera alanlarının yüzde 63’ü madenlere tahsis edilmiş. Kimisinde arama ruhsatı var, kimisinde işletme ruhsatı var, kimisi de ihale aşamasında.

Kahramanmaraş’ın da yüzde 58’i, ormanlarının yüzde 55’i, korunan alanlarının yüzde 56’sı, önemli doğa alanlarının yüzde 69’u, tarım alanlarının yüzde 50’si, mera alanlarının yüzde 65’i tahsis edilmiş; bu da Kahramanmaraş’ın hikâyesi.

Diğer taraftan, Tunceli-Erzincan’ın yüzde 52’si, ormanlık alanlarının yüzde 52’si, korunan alanlarının yüzde 60’ı, doğa alanlarının yüzde 71’i, tarım alanlarının yüzde 42’si, meralarının da yüzde 66’sı olduğu gibi madenlere terk edilmiş durumda, ruhsatlandırılmış.

Şimdi, Kaz Dağları’nı biliyorsunuz, çok önemli bir alan ve buranın yüzde 79’u, ormanlarının yüzde 80’i, korunan alanlarının yüzde 55’i, önemli doğa alanlarının yüzde 95’i, tarım alanlarının da yüzde 78’i madenlere ruhsatlandırılmış, Kaz Dağları tümüyle bir ruhsat alanı şeklinde duruyor ve bu Kaz Dağları’nda Alamos Gold burayı terk etti yani daha doğrusu ruhsatını yenilemediğini söyledi ve burayla ilgili belirsizlik hâlâ sürüyor. Bu konuyla ilgili sorularımıza doğru dürüst bir cevap alamıyoruz, sürekli oyalayıcı cevaplar geliyor. Buradan tekrar sormak istiyoruz yani bu Kaz Dağları’ndaki Alamos Gold’un hikâyesi nedir, ne oldu? Burası tekrar ruhsatlandırılıyor mu, başka bir firmaya mı verilecek yoksa burası ağaçlandırılacak mı? Burayla ilgili ne bekleniyor? Buradan bunu da tekrar sormak istiyoruz.

Tabii, Ordu’da durum çok vahim, Ordu’nun yüzde 74’ü madenlere ruhsatlandırılmış durumda yani Ordu tümüyle maden sahası pozisyonunda. Şimdi, bu durum karşısında vatandaş ne diyor? Yani tamam, biz buradan söylüyoruz ama biz söylediğimiz zaman hemen bir manipülasyon olayı devreye giriyor, arkadaşlar bu konuyla ilgili sanırım bayağı da bir görev almışlar, hemen bir manipülasyona da girebiliyorlar. Şimdi, İskenderun’dan, Uşak’tan, Artvin’den vatandaşların söyledikleri var bütünüyle buralarda ve insanlar bu madenleri… Bir kere çok ciddi bir belirsizlik var ve bu süreçlere karşı itirazları var. ÇED’le ilgili sorunlar var, biraz sonra onlara değineceğim ama örneğin Uşak’ta daha önce ne olduğuyla ilgili bir vatandaşın anlatımı var, Eşme Kışladağ’da altın madeni süresince gördüklerini şu şekilde aktarıyor vatandaş, oradaki bir çevre platformunun da sözcüsü: “Altın madeni için dağın tepesinde 1 kilometre derinliğinde çukur oluşturuldu, ağaçlar kesildi, siyanür havuzlarından buharlaşıp havaya karışan zehirli kimyasal, canlıların yok olmasına neden oldu, çiftçilerin hayvanları sakat ya da ölü doğdu.” Bunlar geçmiş, yaşanmış şeyler. İnsanlarda kanser oranları arttı, bütün bunları hesaba katmadan “Maden sahalarını ihaleye açtık.” demek, doğa düşmanlığıdır diyoruz.

Şimdi, “Bunların hepsi yalan.” diyorsunuz. Ben, Balıkesir’de belediye başkan adaylığı yaptım son seçimlerde, Balıkesir’de hâlâ geçmişte yapılan madenciliğin kalıntıları ve tahribatları duruyor. Bütün, onların hepsinin tahribatları var. (Gürültüler)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ – İsmail Bey, sıra gelince fikirlerinizi ifade edersiniz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – O tahribatları ortadan kaldırmadığınız sürece onlar orada duruyor ve doğaya ve canlılara zarar vermeye de devam ediyor.

Şimdi, ÇED süreci var. Şimdi, ÇED süreci şöyle: Bir kere, 2009’da yapılan değişikliklerle 25 dönümden küçük alanlar için işletme izni alınıyor. Yani, ÇED sürecine girmeden bir izin alma süreci var ve ruhsatlar böyle, bu şekilde bölünüyor. Biz, komisyonda da bu konuyu çok tartışmıştık, ruhsatları bölüyorlar ve ÇED sürecine gerek kalmadan izin alıyorlar. Daha sonra birleştirme ve büyütme işlemlerine geçiliyor. Ve bu anlamıyla ÇED’ten kaçıyorlar. Zaten iktidar bu dönemde ÇED’e gerek duymaksızın da birçok onay veriyor. Örneğin, Şırnak’ta 22 alana, yani tarım ve hayvancılık yapılan 22 alana “ÇED gerekli değildir.” diyerek izin verildi. Dolayısıyla ÇED’in kendisi zaten hileli bir şekilde yürütülüyor. Vatandaşın buraya doğrudan katılımı engelleniyor. Tıpkı, burada yapıldığı gibi kimi manipülasyonlarla gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılıyor ve arkasından da ÇED raporu hazırlanıyor. Çoğu zaman bunlarla ilgili yürütmeyi durdurma kararı verildiği hâlde şirketler durmuyorlar ve bir şekilde çalışmalarına devam ediyorlar. Bütün bu süreçlerin hepsi de yürütülüyor.

Şimdi, altın madenciliği konusunda da burada şunu gördük: Yer altında ne kadar maden varsa hepsini en kısa sürede çıkartmaya yönelik bir bakış açısı var. Şimdi, bu madenlerde bizlerden sonraki kuşakların da hakkı var ama biz, bugün, ne kadar imkânımız varsa tamamını ortaya çıkarma üzerine bir siyaset yürütüyoruz. Bu madenlerin birçoğu da biliyoruz ki aslında emperyalist şirketler dediğimiz uluslararası şirketlere verilmiş ya da onların Türkiye’deki birlikte hareket ettiği kimi firmalar üzerinden bütün bu süreçler yürütülüyor ve bu anlamıyla bir bakış açısı var.

Tabii, kömür konusunda da Türkiye’de, üretilen kömüre oranla ölümcül iş kazalarında açık ara dünya birincisiyiz. Yani, aslında öngörülebilir, önlenebilir bu kazalar, bu katliamlar daha doğrusu kaza, kader ve fıtrat olarak açıklanıp tedbirleri alınmıyor. Maalesef ki bütün bunlarda da bunu yaşıyoruz.

Şimdi, bunlardan kaynaklı olarak biz HDP olarak yıllardan bu yana ülkemizdeki tüm madencilik faaliyetlerinin kamu yararı ve ülke geleceği gözetilerek planlanmasını savunuyoruz. Yani şöyle bir şey yok: Biz her şeye “hayır” diyoruz. Hayır, böyle değil, bu sizin algınız ve sizin kamuoyunda oluşturmak istediğiniz bir algıdır yani. Şimdi, laf atacağına dinle biraz. Bütünüyle algıyı bunun üzerine oturtuyorsunuz, muhalefet bir şey dediği zaman “Ya, bunlar hiçbir şey istemiyor.” falan. Öyle değil, “Talana, yağmaya, soyguna dur.” diyoruz yani, bunlara “hayır” diyoruz. Yaptığınız işlerde bir kere kamunun üstün faydası, doğanın üstün faydası, canlıların üstün faydası, bunlara bakılması gerekiyor. Tüm madenciliğin kamu eliyle işletilmesi ve maden işletmelerinde etkin kamu denetiminin sağlanması gerekiyor. Madencilik faaliyetlerinin doğayı ve doğal yaşamı tahrip etmeden, onlara zarar vermeden yürütülmesi gerekiyor. Bu şekilde yürütüldükten sonra kimsenin bunlara karşı “hayır” dediği yok ancak bütün bu işler fütursuzca ve bir vahşi kapitalizm yağmasıyla yürütüldüğü için biz bütün bu süreçlere bu anlamıyla karşı çıkıyoruz. Tekraren bu konudaki görüşlerimizi bu şekilde aktarıyorum.

Teşekkür ediyorum.


akenanoglu

alikenanoglu.net

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu