Faizsiz konut ve taşıt edindiren şirketlere yasal düzenleme

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Meclis Genel Kurulu’nda 251 sıra sayılı faizsiz konut ve araç alımı sağlayan şirketlerin denetlenmesine ilişkin kanun teklifi üzerine HDP Meclis Grubu adına konuştu. Geleceğinden kaygı duyan toplumlardaki konut edinme ihtiyacının önemini belirten Kenanoğlu, Türkiye’de bu durumun bazı kurum ve kişilerce suistimal edildiğini ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli mağduriyetler yaşatıldığını ifade etti. Kenanoğlu, grubu adına kanun teklifini tüm eksiklerine rağmen olumlu bulduklarını ve desteklediklerini söylese de kanunun hazırlık aşamasında mağdurlardan çok şirket temsilcilerinin dinlediğinin altını çizerek eleştirilerini aktardı.

Konuşma tutanak metni ve videosu aşağıda yer almaktadır.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı – 27. Dönem 4. Yasama Yılı 54. Birleşim – 03 Mart 2021 Çarşamba

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

251 sıra sayılı Kanun üzerine HDP Grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Bu kanun teklifinin esasında özü vatandaşlarımıza faizsiz taşıt ve faizsiz konut kredileri sağlayan şirketlerle ilgili bir düzenlemeyi içeriyor. Bu kanun teklifiyle birlikte şirketler üzerinde BDDK denetiminin sağlanması öngörülüyor. Bunların denetimi, iç organizasyonları, finansman politikaları ve tasfiyelerine kadarki bütün süreçlerde BDDK denetimine tabi olmaları yönünde bir düzenlemeyi içeriyor. Tabii, kanun teklifini biz esasen hani, bu alanda, faizsiz finans alanında bir denetleme mekanizması, bir kontrol mekanizması oluşturması açısından destekliyoruz. Doğru bir tekliftir, olması gereken bir şeydir, eksikleri vardır ve teklifin yapımı esnasında da kimi noksanlıklar gördük bunları da kendimiz orada da dile getirdik, burada da kısmen bunlardan bahsedeceğim.

Bir defa, Türkiye konut ihtiyacı hani şunu söylüyoruz, işte, bizim gibi ülkelerde yani geleceğinden kaygı duyan ülkelerde konut sahibi olmak son derece önemli. Herkesin bütün hayali öncelikli bir ev sahibi olmaktır. Eğer kendisinin bir evi varsa çoluğuna çocuğuna bir ev alma ihtiyacı hisseder. Bu, Türkiye gibi ülkelerde niye gereklidir? Örneğin şöyle bir istatistik var, dünyada yani Avrupa’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde bir istatistik yapılmış ve Türkiye’de örneğin konut sahipliği oranı yüzde 60, şimdi ilginçtir bakıyorsunuz İsviçre’de bu yüzde 42, Almanya’da yüzde 52, Avusturya’da yüzde 55; ancak bunların millî geliri, kişi başına düşen millî gelire baktığınız zaman Türkiye’de 9.043 dolar, Almanya’da 46.259 dolar, Avusturya’da 50.277 dolar, İsviçre’de 81.994 dolar yani 81.994 dolar yıllık millî gelire sahip bir vatandaş ev sahibi olmak istemiyor. Ben bunu Komisyonda söylediğim zaman “Ya, Türkiye’de daha fazla ev sahibi oluyorlarmış.” gibi bir itiraz eden vekilimiz olmuştu. Esasında o, Avrupa’daki insanların geleceğinden kaygı duymaması yani parayı konuta yatırmak yerine “Bu sene tatili biz nerede yapacağız?” derdine düşmesi, sağlığına yatırması, yiyeceğine, içeceğine yatırması yani lüks tüketim olarak görülen -bizde öyle görülen- kimi ihtiyaçlara harcamasından kaynaklıdır. Onların öyle “Ben illa bir ev alayım, çocuğuma bir ev alayım.” derdi yok çünkü gelecek kaygısı yok, ülkeleri öyle bir pozisyonda.

Şimdi bizde tabii, konut ihtiyacı böyle artınca ne oluyor? Dolayısıyla konutta dolandırıcılık, konut üzerinden yolsuzluklar da hayli artıyor. Yani burada, bu kürsüde Esenyurt, Fikirtepe, Tuzla’da yaşanan birçok konuyu dile getirmiştik; orada da hâlâ insanlar bu konut dolandırıcılığından dolayı çözüm bekliyor. Peki bu “faizsiz finans sistemi” dediğimiz -konut ve araba üzerine daha çok kurulu- sistem nasıl çalışıyor? Aslında bu kamuoyunda hani “altın günü” diye de adlandırılıyor, hani bildiğimiz eş, dost, akraba arasında yapılan, genelde

kadınların yapmış olduğu altın günleri vardır; hani buna benzer bir şey ama orayla bura arasında şöyle önemli farklılıklar var: Bir kere altın gününde insanlar birbirlerini tanıyorlar, ayda bir bir araya geliyorlar. İkincisi, oradaki değişim aracı yani topladıkları şey altın yani size ilk ayda da çıksa, en son ayda da çıksa en nihayetinde çeyrek altın ya da büyük altın, neyin üzerine akitleşilmişse onu veriyorsunuz ve herhangi bir kaybınız da söz konusu olmuyor ama burada şöyle bir şey var: Burada bir defa gruplar oluşuyor, siz bu şirketlere başvuruyorsunuz -sonu “evim”le biten firmalar bunlar genelde, hepsinin sonunda genelde “evim” var- bu firmalara başvuruyorsunuz, bunlar size bir havuz oluşturuyorlar ve siz o havuzda gruplarda yer alıyorsunuz, kimi 80 kişilik, kimi 100 kişilik, kimi 120 kişilik gruplar. Diyelim bir konut almak için girdiniz, buraya aylık belli bir tutarda para yatırıyorsunuz. Sonrasında, noter huzurunda kuralar çekiliyor ve siz artık size, kendinize ne zaman çıkacağını bekliyorsunuz. Orada, tabii, başka bir hile devreye giriyor yani bu genelde kamuoyunda anlatılmıyor, ifade edilmiyor, firmalar bunu “joker” diye tanımlıyorlar ancak mahkemeye konu olmuş olaylar var -bunlardan da bahsedeceğim- dava edilmiş konular var. Bütün bunlarda şöyle bir şey var, dava eden bir şahıs diyor ki: “30 kişi dolunca sistemi durduruyorlar, sonra grubu 100’e tamamlıyorlar ve aslında, orada gerçekte 30 kişi var, geri kalanı şirketin kendi yazdığı isimler ve dolayısıyla, evet, noter huzurunda bir kura oluyor ama sonuçta size çıkma ihtimali son derece düşük hâle geliyor.” O nedenle de insanlar bekliyor iki yıl, üç yıl, dört yıl; bakıyorlar ki kendilerine çıkmayacak, ondan sonra diyorlar ki: “Ya, biz bundan çıkıyoruz yani burada bir iş var, bir tuhaflık var, biz buradan ayrılıyoruz.” Ve orada da başlarına başka sorunlar geliyor, ödedikleri paraları alamamak gibi.

Şimdi, bu sisteme kimler giriyor? Yani bu sisteme sadece inançsal durumuyla faizle arasına mesafe koyan insanlar değil -tabii, bunlar da mutlaka var ama- bunun dışında, bankalarla sorun yaşayanlar, çeki yazılanlar, kredi kartları ödenemeyip bankada kredi notu düşük olanlar, hiçbir şekilde bankaların kendisine kredi vermediği insanlar da bu sisteme giriyorlar. Bin bir umutla buraya giriyorlar ve buradan ev alacaklarını umut ediyorlar.

Şimdi, bu Komisyon çalışması yapılırken tabii ki buraya şirketler çağırılmıştı, hemen hemen hepsi vardı neredeyse yani şirketlerle birlikte yapılan bir kanun, bütün şeylerde olduğu gibi. Vallahi şirketler öyle taleplerde bulunuyorlar ki yani hakkını yemeyeyim, Başkanın zaman zaman onlara böyle rest çektiği durumlar oldu. Böyle sonsuz taleplerde bulunuyorlar yani önüne gelen şeyi talep ediyorlar. Böyle bir pozisyon var orada ama şu yoktu: Örneğin, bu sisteme girip de mağdur olmuş bir kişi gelip orada derdini anlatamadı. Yani, böyle bir sıkıntı konu edilmedi orada ve aslında bizim hep eleştirdiğimiz mantık şu: Bütün yasalar, burada görüştüğümüz bütün kanunlar -en azından benim kendi dönemim açısından söyleyeyim, bu 27’nci Dönemde tanık olduğum bütün kanunlar- şirketlerle birlikte hazırlanıyor. Aslında o şirketlerin mağdur ettiği, muhatap oldukları kurumlar ya da kişiler çağrılmıyor. Genelde şirketler üzerine kurulu bir sistem var ve şirketlerle birlikte bu kanunlar yapılıyor.

Şimdi, örneğin, Kocaeli’de ikamet eden 55 yaşındaki emekli Gülten Duymuş şöyle diyor: “Bütün hayalim ev sahibi olmak.” 2017’de 7 bin lira katılım ücreti vererek buraya giriyor ve şirketin duygularını sömürdüğünü ifade ederek şunları söylüyor: “Ofislerine gittiğiniz zaman sizi neredeyse kapıda karşılıyorlar. Çalıştıkları insanların ikna kabiliyetleri çok yüksek, resmen insanı hipnotize ediyorlar. Bir an önce imza attırmaya odaklı çalışıyorlar. Öyle bir konuşuyorlar ki kapıdan çıktığınızda ev sahibi olacaksınız sanki. Ben de bu duygularla imzaladım. Arkasından baktım ki bunun olacağı yok. Ondan sonra paramı istedim. Şimdi, o imzaladığımız sözleşme gereği yatırdığım paranın tamamını geri alamıyorum.” Bununla ilgili mahkemeye başvurmuş ve mahkemeyi kazanmış; bu, parasını almış. Herkes başvuruyor mu ayrı bir konu ya da o mahkeme masraflarına katlanmak da başka bir dert. Çünkü Türkiye’de dava açmak da bir problem yani bir külfet, bir maliyet; o da var.

Yine bilmem ne nokta nokta “…evim’e” başvuran Osman Bey de 80 bin liralık anlaşma yapıyor ve 8 bin lira organizasyon ücreti ödüyor. Kendisi on beş gün sonrasında konuyu araştırmaya başlıyor ve diyor ki: “Ben mahvoldum!” Yani nereye girdim diye dert edinmeye başlıyor. Sonra diyor ki: “Ben çıkacağım bu sistemden.” Fakat bir türlü çıkartılmıyor. Çekiliş sırası da kendisine gelmiyor ve sahte listelerle bu sistemin yapıldığını kendisi de ifade ediyor.

Yine, Bursa İnegöl’de 37 yaşındaki Mehmet Emin Sayar da çocuklarına bir ev alabilmek için bu sisteme giriyor. Kendisi, bu evin sistemden kendisine hiçbir şekilde çıkamayacağını anlıyor, o da çıkmaya çalışıyor.

Şöyle bir itiraf var, Furkan Özdemir söylüyor bunu; 2012’de nokta nokta bilmem ne “…evim” sistemine giriyor, o da peşinat ödüyor filan, şimdi, diyor ki: “Ya, ben bunların sitelerine birtakım yorumlar yazdım, maruz kaldığım duruma ilişkin yorum yazdım ve tehdit edildim, yorumu silmem konusunda tehdit edildim. Sonra baktım ki bunlar, YouTube kanallarında kimi inançları sömürecek düzeyde videolar hazırlatmışlar, insanları buraya teşvik edecek şekilde iş yapıyorlar.” Bir taraftan da bu sistemle ilgili olarak ya da şirketle ilgili olarak olumlu yorum yazması için bildiğimiz troller çalıştırdıklarını söylüyor ve

bütünüyle insanların mağduriyetine yol açan bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bunun örnekleri Türkiye’de, ülkemizde çok fazla var. Çiftlik Bankı hepimiz biliyoruz, yaşadık nasıl bir şey olduğunu. İhlas Finansın bu ülkede nasıl dolandırıcılık yaptığını biliyoruz. Yine JetPA örneğini bu ülkede hep birlikte yaşadık, gördük insanların nasıl dolandırıldığını.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Deniz Feneri örneğini, YİMPAŞ örneğini yaşadık ve bu Mecliste biz KOMBASSAN Holdingin yapmış olduğu dolandırıcılıkları da akladık yani bir yerde. Şöyle bir şey oldu: KOMBASSAN Holding, insanları dini duygularını sömürerek dolandırdı, arkasından isim değiştirdi, Bera Holdingi kurdu ancak onun mağdurlarının kendisine dava açma hakkını da ortadan kaldıracak şekilde bu Meclisten düzenleme geçirildi ve aslında onların kimlerin kim olduğuna da baktığınız zaman iktidarın birinci partisiyle ilişkili insanlar olduğunu, geçmişte oralarda siyaset yaptıklarını da görüyoruz. Hatta KOMBASSAN’ın sahibi Plan Bütçe Komisyonundaki kanuna bizzat katıldı yani mağdurlar katılamazken kendisi bizzat geldi ve orada binbir teşekkür ederek görüşlerini sundu. Sistem bunun üzerine kurulu.

Bizim bütün bunlara rağmen sistemin daha iyileştirilmesi gerektiğini düşündüğümüzü, bu anlamıyla da kanunu olumlu bulduğumuzu, olması gerektiğini, eksiklerinin giderilerek tamamlanması gerektiğini ifade etmek istiyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)