Kapitalizm, gölgesini kiraya veremediği ağacı kesip satar

 

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu alt komisyonunda HDP İstanbul Milletvekili Ali KENANOĞLU, Enerji Piyasası ve Madencilik Kanunu‘yla ilgili değişiklik öngören torba yasa teklifiyle ilgili itirazlarını dile getirerek bu teklifin geri çekilmesi gerektiğini ve alt komisyona davet edilmeyen çevre örgütlerinin de dinlenmesi gerektiğini ifade etti.

Konuşma tutanak metni aşağıdadır.

13.10.2020 tarihli SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Öncelikle, herkese saygılarımı sunuyorum.

Şu itirazımızı belirtmek isterim: Evet, bu alt komisyon konuyla ilgili, alakalı kurumların, kuruluşların, kamuoyunun, kamuoyunda bu konuya duyarlı temsilcilerin görüşlerini ifade etmesi açısından, komisyon üyelerine bunları bildirmesi ve tutanaklara geçmesi açısından kurulmuş bir alt komisyondur. Komisyona çağırılacak kurumlar, kuruluşlar listesi gönderildiği zaman biz şunu gördük: Burada çevre örgütleri davet edilmemiş, hiçbir çevre örgütü Komisyona görüş bildirmesi açısından davet edilmemiş. Bunun üzerine -ben bir Komisyon üyesiyim- Komisyon üyesi olduğum için bize müracaat eden Kaz Dağları Platformu, Ekoloji Birliği ve TEMA Vakfının davet edilmesini talep ettik ancak talebimiz kabul edilmedi ve hiçbir çevre örgütü buraya davet edilmedi. Sayın Başkanın da söylediği gibi, konuyla alakası olmadıkları, bu yasanın bu çevre örgütlerini ilgilendirmediği yönünde bir beyan biraz önce de ifade edildi.

Şimdi, burada her şeyden önce Maden Kanunu’yla ilgili maddeleri görüşüyoruz, her şeyden önce. Yani burada 7 tane kanun var, işte enerjisi piyasasından, doğal gaz piyasasından, elektrik piyasasından 7 kanunu ilgilendiren torba bir enerji kanun teklifini görüşüyoruz. Maden Kanunu’nun görüşüldüğü bir yerde çevre örgütlerini ilgilendirmediğini söylemek mümkün değildir. Netice itibarıyla bu madenler gökten yağmıyor. Doğru, belki dünyanın oluşumu esnasında bundan dört buçuk milyar yıl önce, beş milyar yıl önce gökten yağarak gelmişler ancak şu anda bu madenler yerin altından, ormanlık alanlardan, yaşam alanlarından, kimi yerlerde insanların inanç, ibadet merkezlerinin altlarından çıkarılıyor. Buna ilişkin çok sayıda çevre örgütünün itirazı var, bu maden yasalarına yönelik eleştirileri var ve önerileri var. Bütün bunlara rağmen, Komisyon üyesi olarak talebimize rağmen hiçbir çevre örgütü buraya davet edilmedi, sadece “Yazılı görüş ifade edin.” dendi. Yazılı görüşleri sanırım burada okunmayacak, onlar alınacak dosyaya konulacak, tutanaklara da girmeyecek.

Şimdi, nasıl ilgilendiriyor? Ben size sadece şu haritayı göstereyim: Bu haritada gördüğünüz alan Kaz Dağları’yla ilgili. Şimdi, burada, Kaz Dağları’nda şuradaki beyaz alanlar hariç, tüm renkli alanlar, griler dâhil olmak üzere, maden sahası ilan edilmiş. Kimi şu anda aktif, çalışma var, kimi de ruhsatlandırma aşamasında, kimi de işte maden sahası olarak açılmış ruhsatı bekliyor. Şimdi, bu, burayı ilgilendirmiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi, bu, burayı nasıl ilgilendirmez? Her birimiz, oradaki köylüler, hepimiz ya, soluduğumuz havayı, nefes aldığımız havayı bu dağlardan, bu ormanlardan üretilen oksijenle alıyoruz. Şimdi bunların hiçbiri bizi ilgilendirmiyor. Yasa, adrese teslim bir yasa olarak hazırlanmış. Konuşmalardan da anladık, herkes çok memnun çünkü hepsi üretici, madenci, sektör temsilcileri, herkes çok memnun hatta artı bir şeyler daha istiyorlar yani şurayı da uzatalım, bunu da kaldıralım filan, çok güzel fakat bunun etkilediği alanda yaşayan insanlar ne diyorlar? Biz bir kanun çıkarıyoruz, bu kanunla birlikte gidiliyor insanların dağları, ormanları, suları talan ediliyor. Şimdi, burada yaşayan insanlar, orada hayvancılık yapanlar, orada yaşamını oluşturanlar ya da onun etkisiyle Türkiye’de yaşayan herkes, bu konuda uzmanlaşmış, bu konuda çalışma alanı oluşturmuş, kendisini bu konuda aktive etmiş insanlar bu konuda ne düşünüyorlar onları burada dinleyemiyoruz ve “Bu yasa onları ilgilendirmiyor.” deniliyor. Şöyle bir şey yok: Evet, hepimizin enerjiye ihtiyacı var, hepimizin ülke kaynakları açısından zenginleşmeye, birtakım kriterler çerçevesinde bunların çıkarılmasına ihtiyaç var, eyvallah ama bir taraftan da yaşayacağımız bir doğaya ihtiyaç var. Yani Türkiye coğrafyasının tamamının altındaki altınların hepsi çıkarılacak diye bir kural yok. Geçen, toplantıdaydı yanılmıyorsam, bir yıl önceki kanun görüşmelerinde, yine maden sektöründen bir dernek başkanı “Ya, biz sadece yüzde 3’ünü, binde 3’ünü ormanlık alandan çıkarıyoruz.” dedi.

Yahu, çıkarma arkadaşım, hepsini çıkarmak zorunda mısın? Yani Türkiye’nin topraklarının altındaki bütün madenlerin çıkartılmak zorunluluğu mu var, böyle bir kanun mu var yani buna biz mecbur muyuz? Hiç bunun… Örneğin “Oradaki dağları, ormanları yok ediyor ya, bunu da çıkarmayalım.” diye bir kafanız yok mu, bir düşünceniz yok mu yani böyle bakamıyor muyuz bu meseleye “Ya, oradaki ormanlar bu madenden daha değerli.” diyemiyor muyuz?

Şimdi Türkiye’nin altın ihtiyacının kat kat fazlasıyla altın var piyasada. Şimdi bunlar mevcutken niye biz Kaz Dağları ormanlık alanın altındaki altınları çıkarmak için kendimizi perişan ediyoruz, ormanı mahvediyoruz, geleceğimiz yok ediyoruz? Şimdi şunu hepimiz biliyoruz, biz Mecliste bunu konuştuğumuz zaman da şunu diyorlar işte: “100 bin ağaç kesildi ama yerine 150 bin başka ağaç şuraya, buraya diktik.” Ya, ağaç kesip ağaç dikmekle orman olmuyor. Orman dediğiniz bir ekosistemdir yani siz bir yere ağaç diktiğiniz zaman oradan orman çıkmıyor, böyle bir şey yok. Onun, o ekosisteme kavuşması yüzlerce yıl gerektirir belki ama ormanlar bir ekosistemdir bütünüyle birlikte ve dolayısıyla hepimizin -yani sizlerin de çoluğunun çocuğunun, hepimizin de çoluğunun çocuğunun- geleceğidir, yaşam alanlarımızdır. Yani o zaman bir etik kural çerçevesinde bu meselelere bakmamız gerekiyor. Maden çıkaracaksak bunu biz, bütün sektörlerin işine gelecek yasaların hepsini çıkaralım ama bu konuda çevreci, çevre örgütleri, orada mücadele yürüten “Ya, bizim de kurdumuz, kuşumuz, böceğimiz kalsın.” diyenler ne diyor yani?

Ve çok ilginçtir bakın, o insanlar bu işten para kazanmıyorlar; siz hepiniz para kazanıyorsunuz, hepiniz “Üç kuruş daha fazla nasıl kazanırız?” derdiyle bu yasaya harıl harıl çalışıyorsunuz ve bu yasa için, buradan geçmesi için harıl harıl kulis yürütüyorsunuz. Ya, gittiğinizde o insanları bir görün yani bir ziyaret edin örneğin o mücadele veren insanları. Hiçbirisi ne sermaye ne gelecek açısından maddi bir bilmem ne kaygısıyla, derdi içerisinde hareket etmiyor; tek kaygıları, tek dertleri: Bu ormanlar yok edilmesin, geleceğimiz açısından sularımız kirletilmesin, çoluğumuzun çocuğumuzun yaşayacağı, nefes alacağı bir alanlar oluşsun. Bunun üzerinden, tamamının mücadelesi bu, kimse o işi yapıyor diye para falan da kazanmıyor yani böyle bir şey de yok.

Şimdi bakıyorsunuz Kaz Dağları’nda Alamos Gold, emperyalist bir şirket. Gelmiş, Kanada’dan buraya iş yapıyor; ondan sonra dağlarımızı taşlarımızı talan ediyor, ruhsat süresi bitmiş çıkmıyor yani gitmiyor, alanı terk etmiyor. Ve orada nöbet tutan, Kaz Dağları’nda bu iş için “Doğamızı, çevremizi koruyalım.” diye nöbet tutan insanlar yaka paça oradan atılıyorlar ama Alamos Gold firması kanunsuz, hukuksuz bir şekilde o dağda işgalci şu anda ama o atılmıyor. Şimdi bu Kaz Dağları örneğini anlattım, bu sadece Kaz Dağları için böyle değil yani Türkiye’nin bütün coğrafyasında, tamamında yani hepsinde aynı durum söz konusu. Şimdi buradan yani biraz vicdan, biraz insaf, biraz da böyle hakikaten, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceği açısından meseleye bakmaya ihtiyacımız var. Bu mesele bizim için sadece para kazanmak değil yani. Kızılderili reisinin meşhur bir sözü vardır, bilirsiniz: “Beyaz insan, bir gün bu paranın yenilip içilmediğini anlayacak.” Biz, bu parayı, bu altını yiyip içemeyeceğiz bir gün gelecek; nefes alacağımız sahaya ihtiyacımız olacak, içeceğimiz suya ihtiyacımız olacak. Ve bu sektörün bakış açısında yani ticaret ahlakı… İşte, efendim üreticilik, bilmem ne, herkes açısından etik kural denilen bir şey vardır, buradan bakmamız gerekiyor biraz. Biz buradan bakmıyoruz, biz “Daha ne kadar çok altın çıkarabiliriz, daha çok ne kadar maden çıkarabiliriz, nereye ne kadar hidroelektrik santral kurabiliriz, nerede ne kadar çok para kazanabiliriz?” bütün derdimizi buradan kurmuşuz.

Şimdi, şu söz çok meşhurdur: Kapitalizm, gölgesini kiraya veremediği ağacı kesip satar. Bakış açısı bu yani eğer o ağacın gölgesini kiraya verip ondan bir gelir elde edemiyorsa o ağacı kesip satmayı dener ve oradan para kazanmayı dener. Yani bakış açısı budur, biz bunu eleştiriyoruz, bunun olmaması gerekir. Bizim, o ağacın gölgesine ihtiyacımız var her zaman. Ya, o bizim açımızdan para kazanılacak bir alan değildir. Bu dağlar, bu taşlar, bu ormanlar ve sular bizim çocuklarımızdan bize emanettir. Bu çerçevede meseleye bakmamız gerekir.

O anlamıyla ben kesinlikle kabul etmiyorum, bu yasa kesinlikle çevre örgütlerini, yaşam savunucularını 1’inci derecede ilgilendiriyor, onların kesinlikle dinlenilmesi, onların görüşlerinin alınması, hassasiyetlerinin not edilmesi ve ona göre de davranılması gerekirdi.

Şimdi, bunu söyledikten sonra biz bu yasanın geri çekilmesini teklif ediyoruz. Çünkü bu yasa bir enerji torba kanunu. Bir torba kanun olmaktan çıkartılıp konularıyla ilgili kanunlar çerçevesinde değerlendirilmesi ve Meclise öyle gelmesini teklif ediyoruz. Çünkü burada, birçok kanuna atıfta bulunularak, yani bir torba enerji kanunu hâline dönüştürülmüş, bunun doğru olmadığını, bu anlamıyla alt komisyon aşamasında geri çekilmesini ve tekrardan ilgili kanun teklifleri içerisinde bu maddelerin oralarda tartışılarak, görüşülerek tekrar teklif olarak getirilebileceğini ifade etmek istiyorum. Ayrıca, biz bugün alt komisyon olduğu için kurumların, kuruluşların bu konudaki sektör temsilcilerinin ve bizim arzu ettiğimiz, aslında kanuna bir bütün olarak itirazları olan çevre örgütlerinin görüşlerini dinlemek, onları almak ve ondan sonra üst komisyonda maddeler üzerinde görüşlerimizi bildirmek istiyoruz. Yani, bugünkü genel değerlendirme biraz bunun üzerinden oldu.

Teşekkür ediyorum.